Navigation

Buradasınız

Yalnız ve Çaresiz Değiliz!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 140 Başyazı
İstanbul Fatih’te dört kardeş, evlerinin kapısına “dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu bırakarak intihar etti. İki gün sonra, bir siyanürle intihar haberi de Antalya’dan geldi. İntihar edenlerin yakınları acı çekiyor, toplum üzülüyor. Fakat bu durumu umursamayan yandaş medya, insan aklıyla alay eden ve mide bulandıran haberler yaparak, intiharların asıl nedeninin işsizlik ve yoksulluk olmadığını kanıtlamaya girişti. Meselâ gerçeği ahlâksızca ve acımasızca katletmekte pek mahir olan bir gazete, intiharları ateizme bağladı. Bir başkası ise “şok şok” tarzında bir haberle, intiharların arkasında yoksulluğun değil psikolojik sorunların olduğunu ilan etti. Türkiye’de ekonomik sorunlar olduğu algısı yaratmak için intiharlarla yoksulluk arasında bağ kuruluyormuş! Peki, Türkiye’de ekonomik sorun, kriz, işsizlik ve yoksulluk yok mu?
Siyanürle intiharlar, muktedirlerin ve fildişi kulelerinde yaşayanların gerçek yüzünü bir kez daha açığa vurdu. Bunların tüm derdi iktidarlarını korumak, daha fazla zenginleşmek, ayrıcalıklı lüks yaşamlarına devam etmektir. Bu yüzden işsizliğin ve yoksulluğun doğurduğu sorunların üzerini kapatmaya, gerçekleri çarpıtmaya, hedef şaşırtmaya çalışıyorlar.

İstanbul Fatih’te dört kardeş, evlerinin kapısına “dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu bırakarak intihar etti. İki gün sonra, bir siyanürle intihar haberi de Antalya’dan geldi. İntihar edenlerin yakınları acı çekiyor, toplum üzülüyor. Fakat bu durumu umursamayan yandaş medya, insan aklıyla alay eden ve mide bulandıran haberler yaparak, intiharların asıl nedeninin işsizlik ve yoksulluk olmadığını kanıtlamaya girişti. Meselâ gerçeği ahlâksızca ve acımasızca katletmekte pek mahir olan bir gazete, intiharları ateizme bağladı. Bir başkası ise “şok şok” tarzında bir haberle, intiharların arkasında yoksulluğun değil psikolojik sorunların olduğunu ilan etti. Türkiye’de ekonomik sorunlar olduğu algısı yaratmak için intiharlarla yoksulluk arasında bağ kuruluyormuş! Peki, Türkiye’de ekonomik sorun, kriz, işsizlik ve yoksulluk yok mu? Elbette var ama zenginlik içinde yüzen, paraya para demeyen iktidar sahipleri ve yandaş medya kalemşorları için yok!

Siyanürle intiharlar, muktedirlerin ve fildişi kulelerinde yaşayanların gerçek yüzünü bir kez daha açığa vurdu. Bunların tüm derdi iktidarlarını korumak, daha fazla zenginleşmek, ayrıcalıklı lüks yaşamlarına devam etmektir. Bu yüzden işsizliğin ve yoksulluğun doğurduğu sorunların üzerini kapatmaya, gerçekleri çarpıtmaya, hedef şaşırtmaya çalışıyorlar. Biz işsizlik, hayat pahalılığı, yoksulluk dedikçe; onlar, “bakın dış mihraklar var”, “bakın ülkemizin büyümesini istemiyorlar”, “bakın dört tarafımız düşmanlarla çevrili”, “bakın yerli ve milli olmalıyız” diyorlar. Egemenlerin kadim yöntemidir: Milli duyguları kışkırt, insanların düşünce süreçlerini belirle, algılarıyla oyna ve toplumsal sorunları unuttur! Bu, bildiğimiz “cambaza bak cambaza” taktiğidir ama işçi sınıfı örgütsüz olduğu için işe yarıyor.

İşçi ve emekçiler yalnız ve çaresiz değildir. Üreten, alın teri akıtan milyonlar yalnız olamaz! Şili’den İran’a, Irak’tan Lübnan’a ayağa kalkan, işsizliğe ve yoksulluğa “Hayır!” diyen milyonlar bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor. İhtiyacımız olan şey bir sınıf olduğumuzun farkına varmak, örgütlenmek ve bilinçlenmektir.

Peki, insanların intihar etmesinin ya da kendilerini yakmasının arkasında ne var? Psikolojik sorunlarla işsizlik ve yoksulluk arasında bir bağ yok mu? Biz psikolog değiliz ama her psikolojik sorunun arkasında insani ve toplumsal sorunlar olduğunu biliyoruz. Zaten toplumsal sorunların üzerinden atlayan psikoloji bilimi, psikolojik sorunların derinine inip gerçekleri açığa çıkartamaz. Dünyamıza ve yakın coğrafyamıza şöyle bir bakalım, ne görüyoruz: Ekonomik kriz, savaş, işsizlik, kent varoşlarına yığılmış milyonlar, göç yollarına düşen yüz binler, yoksulluk ve çaresizlik! İnsan ürettiği, kendini özgür ve toplum için yararlı hissettiği zaman mutlu hisseder. Oysa işsizlik, yoksulluk, kölece çalışma zorunluluğu ve gelecek belirsizliği insanın ruhunda derin bir boşluğa ve travmaya yol açar. Yalnızlık, çaresizlik ve işe yaramıyorum duygusu insanı bir çıkmaza sürükler, ruhsal bütünlüğünü bozar. Dolayısıyla insanı insana, insanı doğaya yabancılaştıran, insan ruhunda derin bir yıkıma yol açan kapitalist sömürü düzenidir.

İşsiz kalan, evine ekmek götüremeyen, çocuklarına bakamayan bir anne ve babanın psikolojisi ne kadar sağlam olabilir? Hayat pahalılığından beli bükülen, çocuklarını doğru düzgün besleyemeyen, gelirini bir nebze olsun arttırmak için gece gündüz çalışan bir anne ve baba nasıl mutlu olabilir? Daha hayatının baharında işsiz kalan, hayatını kazanamayan, kendini sıkışmış, değersiz ve umutsuz hisseden bir gencin ruhunda fırtınalar kopmaz mı? İnsan bir yük hayvanı değildir ama kapitalist düzende gördüğü muamele ondan farklı değildir. Sömürücü efendiler bu gerçekleri sorgulamayalım, görmeyelim, kavramayalım, itiraz etmeyelim istiyorlar.

Onlar istemiyorlar ama biz inatla onların “görme” dediğini görecek ve göstereceğiz! Meselâ Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) son açıklamasına göre, işsiz sayısı 4 milyon 650 bin kişiye ulaştı. Üstelik siyasi iktidarın denetiminde olan TÜİK, işsizliği düşük gösteriyor. İnanılmaz ama gerçek; TÜİK, dört hafta içinde herhangi bir iş başvurusu yapmayanları ve iş bulmaktan umudunu kesenleri işsiz saymıyor. Bunları da eklediğimizde işsizlerin sayısı 7 milyon 305 bine yükseliyor. İşsizlerin 2 milyon 801 binini ise 15-34 yaş grubunda yer alanlar oluşturuyor. Yani gençler, yaşamlarının en dinamik, en verimli döneminde işsizliğe ve umutsuzluğa itiliyorlar.

Fakat Hazine ve Maliye Bakanına göre, “ülkede ekonomik kriz var” diyenler, Türkiye aleyhinde bir algı oluşturuyorlarmış! Demek ki ekonomik krizi iliklerine kadar hisseden milyonlarca emekçinin bu hissi gerçek değil bir algı! Bakan öyle diyor! Baksanıza, zaten enflasyon da yüzde 8,55’e düşmüş! Bunu da bakan söylüyor! İnsan, kimi film ve şarkıların konusu olan şu meşhur sözleri hatırlamadan edemiyor: Ayrı dünyaların insanlarıyız!

Biz emekçilerin dünyasına dönelim ve gerçekleri bir kez daha hatırlatalım: Geçen sene bu aylarda resmi enflasyon yüzde 25’i aşmıştı. Ama emekçilerin hissettiği enflasyon yüzde 30’ların üzerindeydi. Kış aylarında gıda enflasyonu yüzde 33’ü ve sebze-meyve enflasyonu ise yüzde 80’i bulmuştu. Enflasyonun artmasıyla birlikte, iğneden ipliğe her şeye yüksek oranda zam yapıldı. Meselâ son bir yılda otoban ücreti yüzde 40, elektrik %60, makarna %58, pirinç %50, beyaz peynir %61 oranında zamlandı. Fırlayan hayat pahalılığı karşısında işçi ücretleri eriyip gitti, alım gücümüz düştü. Zaten elimize ne kadar para geçtiği değil, bu parayla ne kadar geçim aracı aldığımız önemlidir. Krizle birlikte alım gücümüz düştüğü için, reel ücretimiz de düşmüş oldu. Yoksulduk, daha fazla yoksullaştık.

Şimdi siyasi iktidar çıkıp diyor ki “enflasyon düşüyor.” Hadi diyelim öyle oldu. Peki, geçen sene tırmanan enflasyon karşısında eriyen ücretlerimiz telafi edilip alım gücümüz korundu mu? Hayır! Reel ücretimiz ve alım gücümüz yere serildikten sonra, siyasi iktidar ve sermaye sınıfı enflasyonun düştüğünü söyleyerek bizi sefalet zammına mahkûm etmek istiyor. Siyasi iktidarın resmi enflasyon oranını göstererek, asgari ücret zammını son derece düşük miktarda belirlemek isteyeceği bir sır değildir. Oysa Ekim ayı itibariyle dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 6 bin 705 lira, açlık sınırı ise 2 bin 58 liradır. Yani Asgari Geçim İndiriminin dâhil olduğu asgari ücret, açlık sınırının altında kalmıştır. Zaten 16 milyon 831 bin kişinin devlet yardımıyla yaşama tutunmaya çalışması çok şey anlatmıyor mu?

Giderek artan işsizlik ve yoksulluk emekçilerin canını yakıyor. Ama işçi ve emekçiler yalnız ve çaresiz değildir. Üreten, alın teri akıtan milyonlar yalnız olamaz! Şili’den İran’a, Irak’tan Lübnan’a ayağa kalkan, işsizliğe ve yoksulluğa “Hayır!” diyen milyonlar bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor. İhtiyacımız olan şey bir sınıf olduğumuzun farkına varmak, örgütlenmek ve bilinçlenmektir. Gücümüzü birleştirebilirsek bu gidişata dur diyebiliriz.

21 Kasım 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye dayalı kapitalist sömürü düzeni, insanın toplumsal mutluluğunu zerrece umursamıyor. Bu düzende milyarlarca insan bir avuç asalağın mutluğu için ter akıtıyor, acı çekiyor. Egemenlerin cenneti yoksulların sefaleti üzerinde yükseliyor.
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından düzenleme yapıldı. Kod 29’un çalışma hayatında belirsizliklere yol açtığını söyleyen Bakanlık; “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan” hallerin tamamı için ayrı ayrı kodlar belirlendiğini açıkladı. Peki, bu ne anlama geliyor? Düzenleme gerçekten Bakanlık ve sermaye medyası tarafından iddia edildiği gibi Kod 29 mağduriyetini ortadan kaldıracak mı?
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre farklılıklar gösterir. Kimi sembol ve imgeler ise evrenseldir. Hangi coğrafyada olursa olsun, hangi dilde konuşulursa konuşulsun aynı şeyi ifade eder. Ateş mesela özgürlüktür, yaşamdır, kararlılıktır. Karanlık insanlar için tehlikeli, ürkütücü ve bilinmezliklerle doludur. Aydınlık güvenlidir, mutlu yarınları muştular. Bu yüzden bütün kültürlerde karanlık ölümü ve kötülüğü; aydınlık ise yaşamı, iyiliği ve sevinci simgeler.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle büyük değişimler yaratmışlardır ve yaratmaya devam etmektedirler. Adaletsizlikleri, eşitsizlikleri görmeye başlayan, bunlara karşı sessiz kalınamayacağını kavrayan, ekmek kavgasını artık sınıf mücadelesi olarak gören ve her şeye rağmen bu mücadelenin içinde yer almaya başlayan kadınlar, değişme ve değiştirme gücü kazanırlar. Böyle kadınlar hep vardılar ve hep var olacaklar. Yaşamın yarısı olan emekçi kadınlar, bu nedenle dünyayı değiştirme mücadelesinin de yarısıdır aynı zamanda.
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “İtiraz etsem ne değişecek ki?”, “Böyle gelmiş böyle gider!” Pek çoğumuz kötü yönde değişim olacağına, yani her şeyin daha kötüye gideceğine kolaylıkla inanırız da sıra olumlu yönde değişime gelince buna bir türlü inanamayız. Hiç düşündük mü, nedir bize bu basmakalıp cümleleri kurdurtan, bizi bu yalanlara inandıran?
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı hikâyelerinde her türlü sıkıntıya katlanıp dişini sıkan, sıfırdan başlayıp zengin olan “kahramanlar” vardır. Milyonların içinden sıyrılıp zirveye oturan bu “sıra dışı” insanların hikâyeleri en çok da yoksul gençlerin hayallerini süsler. Tam manasıyla “kapitalist yayıncılık” anlayışıyla basılıp yayılan bu hikâyelerin büyüsüne kapılanlar, gün sonunda tuzak bir soru sorarlar kendilerine: “Neden ben de olmayayım?”
  • Covid-19 salgınının daha başında patronlar ve iktidar temsilcileri “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” ve “yeni normal” söylemini dillerine doladılar. Aradan geçen bir yıllık süre zarfında yapılan “hukuksal” düzenleme ve fiili saldırılarla bu söylemle neyi kastettiklerini ortaya koydular. İşçiler ücretsiz izin, kısa çalışma, uzaktan çalışma dayatması, sendikal baskılar, Kod 29 ile işten atma gibi saldırılarla yüz yüze kaldılar. Covid-19 salgınını her anlamda fırsata çeviren patronlar, uzaktan çalıştırmanın verimliliğini bu süreçte bir kez daha test etmiş oldular. Ve gördüler ki, işçileri evden çalıştırmak hem daha az maliyetli hem de daha verimli! Böylece dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzaktan çalıştırılan işçi sayısı pandemi sürecinde arttı, şimdi de kalıcı hale getiriliyor.
  • İktidar, ne pahasına olursa olsun varlığını sürdürmek, toplumu istediği gibi şekillendirmek, devlet kaynakları üzerinde oturmaya devam etmek istiyor. Bu yüzden olağanüstü gündemler eşliğinde siyasal gerilimi ve kutuplaşmayı alabildiğine keskinleştirmeye, muhalefeti parçalamaya, bilinçleri felçleştirmeye, emekçilerin odağını kaydırmaya ve gerçek sorunların üzerini örtmeye çalışıyor.
  • Çözülemeyen sorunlar, kibir ve büyüklenme içindeki iktidar sözcülerinin sorunların çözümüne odaklanmak yerine akşam sabah tehditler savurmaları, topluma korku salmaya çalışmaları her geçen gün daha fazla insanda bıkkınlık yaratıyor. İşçiler, işyerlerinde ve dost sohbetlerinde şikâyetlerini dile getiriyor, yaşadıkları koşullardan hoşnut olmadıklarını ifade ediyorlar.

Son Eklenenler

  • Pandemi bahanesiyle alınan 1 Mayıs yasaklarına İstanbul da eklendi. İstanbul Valiliği pandemi bahanesiyle kent genelindeki tüm eylem ve etkinlikleri 17 Mayıs’a kadar yasakladı. Yasak kararı 1 Mayıs’ı kapsadığı gibi emek ve meslek örgütlerinin...
  • İngiltere’de polis yasası karşıtı eylemler ülke geneline yayılarak devam ediyor. “Polis, Suç ve Ceza Mahkemeleri Yasa Tasarısı”na tepkiler ülke çapında çoğalıyor, Muhafazakâr Parti hükümetine öfke büyüyor. Eylem günü ilan edilen 17 Nisanda sokaklara...
  • Bizler özel hastanede çalışan kadın sağlık işçileriyiz. Birlikten doğan gücümüzün mutluluğunu sizlerle paylaşmak istiyoruz. Yaptığımız iş ağır ve tehlikeli olduğu için ayda 140 saat çalışmamız gerekir. Fakat bizler 240 saatten fazla çalışıyoruz ve...
  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye...
  • Gebze Dilovası’nda bulunan Systemair HSK fabrikasında çalışan işçiler, Birleşik Metal-İş sendikasında örgütlenmişlerdi. İşçilerin sendikalaşmasının önüne geçmek isteyen Systemair HSK patronu iki işçiyi tazminatsız bir şekilde işten atmış, 46 işçiyi...
  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...

UİD-DER Aylık Bülteni