UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

İşçiye Cefa, Sermayeye Sefa: İşte Adaletli Kalkınma!

Aralık 2014, No:81

Türkiye, Birleşmiş Milletler’in 2014 Yılı İnsani Gelişmişlik Raporuna göre, 187 ülke arasında 69. sırada bulunuyor. İnsani olmayan koşullarda patronlar ve onların aileleri değil, milyonlarca işçi ve yoksul yaşamaktadır. Demek ki Türkiye’nin 17. büyük ekonomi olmasının işçilere bir faydası yok.


Kardeşler, 2014’ü bitirdik, yeni bir yıl başlıyor. Her yeni yıl yeni umutları ve hayalleri de beraberinde getiriyor. Meselâ yeni bir yıl başlarken, milyonlarca işçi daha yüksek ücret almayı, daha iyi koşullarda çalışıp daha iyi koşullarda yaşamayı umut ediyor. Umutsuz olmuyor, umutsuz yaşamaz insan! Ama “umut fakirin ekmeği, ye Memet ye” deyimindeki gibi de olmamalı. Yalnızca hayal kurmakla umutlar gerçeğe dönüşmez. Umutlarımızı yaşama geçirecek olan yine biz işçileriz. Peki, bunu nasıl yapacağız? Bu soruyu aklımızda tutalım ve gelin önce içinde bulunduğumuz koşulların bir resmini çekelim.

Ne yazık ki 2014 yılı, işçi sınıfı için kara bir yıl oldu. 301’i Soma’da olmak üzere, 1800’ü aşkın işçi iş kazası adı altında katledildi; binlerce işçi yaralandı, sakat kaldı. Uzayan iş saatleri, taşeronlaştırma, düşük ücretler işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdı, ağırlaştırıyor. Geçinmek için gece gündüz demeden çalışmak zorunda kalıyoruz. Çünkü hayat pahalılığı hepimizin belini büküyor. Meselâ fiyatların genel düzeyde yükselmesiyle paranın değer kaybetmesi anlamına gelen enflasyon %10’a çıkmış durumda. Böylece milyonlarca işçi ve ailesinin satın alma gücü hayat pahalılığı karşısında eriyip gidiyor. Ama buna rağmen ücretler yerinde saymaya devam ediyor. İşçi ücretlerine yapılan zam kimi işyerlerinde 30-40 lirayı bile geçmiyor.

Patronlar sınıfı ve onların hizmetkârı olan AKP hükümeti, işçi ücretlerinin yükselmesini engellemek için büyük bir çaba harcıyor. Asgari ücrete yapılacağı açıklanan %3’lük zam bu gerçeği gözler önüne seriyor. AKP, işçilerin yaşam koşullarını umursamadan, %3’lük zammı hükümet programına koymuş bulunuyor. Böylece asgari ücret yine sefalet ücreti olarak kalacak. Bu, işçilerle dalga geçmekten başka bir şey değildir. Bizzat TÜİK’in açıklamalarına göre 5-6 milyon işçi asgari ücret alıyor. Asgari ücretin çok az üzerinde ücret alanları da eklediğimizde, bu sayı ikiye katlanmaktadır. Asgari ücretin düşük tutulması demek, tüm işçi ücretlerinin düşük tutulması demektir. Zira patronlar, asgari ücrete yapılan zammı temel alıyor ve buna göre zam yapıyorlar. En düşük kiranın 500 lira olduğu ve hayat pahalılığının alıp başını gittiği koşullarda bir işçi ailesi asgari ücretle nasıl geçinebilir?

Devletin topladığı verginin büyük kısmı işçi-emekçilerden toplanmaktadır. İşçi sınıfı, katma değer ve özel tüketim vergileri adı altında soyulmaktadır. Ancak vergiler bizlerden toplanmasına rağmen, bizlerin ihtiyacı için harcanmıyor. Hepimiz şu soruyu sormalıyız: Eğitim, sağlık, ulaşım neden parasız değil?

Adına kapitalizm denen sömürü düzeninde biz işçiler sefalet koşullarına mahkûm ediliyoruz. Örneğin sendikaların yaptığı araştırmaya göre, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırında yaşayabilmesi için bile 1280 liraya ihtiyaç var. Yoksulluk sınırı ise 4000 liradır. Bu demek oluyor ki, asgari ücret ya da onun biraz üzerinde bir ücret alan milyonlarca işçi açlık sınırında yaşamaktadır. Bu durum, işçileri fazla mesailere kalmaya itmektedir. Gelirlerini bir parça arttırmak isteyen işçiler, gece gündüz çalışmakta, işle ev arasında ömür tüketmektedirler.

İşçilerin yaşam koşulları giderek kötüleşmesine rağmen, AKP hükümeti, Türkiye’nin 17. büyük ekonomi olduğunu söyleyerek bizleri gurur duymaya çağırıyor. “Büyüyen Türkiye”de kişi başı milli gelir 10 bin dolara yükselmiş! Nasıl? Hangi işçinin eline yılda 10 bin dolar geçmektedir? Böyle bir şey yok. Gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Bir yıl içinde üretilen toplam değeri ve bu arada işçilerin ürettiği ama patronların el koyduğu zenginliği tüm nüfusa bölüyorlar. Bu şekilde birden bire kâğıt üzerinde kişi başına milli gelir 10 bin dolar oluveriyor. Yani güya çocuklar dâhil her aile ferdine 10 bin dolar düşüyor! Yalan dolanla işçiler aldatılmak isteniyor. Evet, Türkiye büyüyor, ama işçiler sefalet koşullarında yaşıyor. Çünkü gerçekte patronların sermayesi büyüyor, zenginle yoksul arasındaki gelir eşitsizliği derinleşiyor.

Meselâ 34 OECD ülkesi arasında Türkiye, gelir eşitsizliğinde en kötü durumdaki ikinci ülke konumunda bulunuyor. AKP hükümeti “büyüyen Türkiye” ile gurur duymamızı istiyor ama bu Türkiye, Birleşmiş Milletler’in 2014 Yılı İnsani Gelişmişlik Raporuna göre, 187 ülke arasında 69. sırada bulunuyor. İnsani olmayan koşullarda patronlar ve onların aileleri değil, milyonlarca işçi ve yoksul yaşamaktadır. Demek ki Türkiye’nin 17. büyük ekonomi olmasının işçilere bir faydası yok. Ekonominin büyük olmasıyla işçilerin yaşam koşulları arasında bir bağ olsaydı, dünyanın 2. büyük ekonomisi olan Çin’deki işçilerin durumunun bir hayli iyi olması gerekirdi. Oysa Çin insani gelişmişlik sıralamasında 101. sırada yer alıyor.

Kapitalist kâr düzeni sınıf ayrımları, eşitsizlik ve mantıksızlık üzerine kurulmuştur. Şu hale bir bakın! Paraya para demeyen Koç, Ülker, Sabancı, Ağaoğlu, Albayrak, Cengiz Kolin, Sütaş ve daha pek çok holding patronu ile asgari ücretli işçi aynı dolaylı vergiye tâbidir. Yani Rahmi Koç da İşçi Ahmet de peynir alırken aynı vergiyi ödemektedir. Böylece devletin topladığı verginin büyük kısmı işçi-emekçilerden toplanmaktadır. İşçi sınıfı, katma değer ve özel tüketim vergileri adı altında soyulmaktadır. Ancak vergiler bizlerden toplanmasına rağmen, bizlerin ihtiyacı için harcanmıyor. Hepimiz şu soruyu sormalıyız: Eğitim, sağlık, ulaşım neden parasız değil?

Sağlık, eğitim ve ulaşım gibi sosyal harcamalara daha fazla bütçe ayrılmasını istediğimizde AKP hükümeti bin dereden su getirip talebimize “hayır” diyor. Devletin kasasında para yok diyorlar. Ama Erdoğan kendisi için 1000 odalı saray yaptırabiliyor. Cumhurbaşkanlığı’nın bütçesi %97 oranında arttırılabiliyor. Gereksinim olmamasına rağmen ihtişamlı bir saray yaptıran Erdoğan, güç gösterisi yapmak ve tarihe geçmek istiyor. Gelen eleştiriler üzerine ise şöyle diyor: “İtibardan tasarruf olmaz.” Kimin itibarı? İki yakasını bir araya getiremeyen milyonlarca işçinin itibarı ne olacak? Ya Ermenekli madenci babası Recep Amca’nın itibarı? Erdoğan kendisine saray yaptırıp güç gösterisi yaparken, o sarayın yapılması için vergi adı altında soyulan Recep Amca yırtık kara lastik giymektedir. İşte kapitalist kâr düzeninin özeti!

İçinde yaşadığımız koşulların resmi böyle. İşte en baştaki soruya geldik yine, ne yapacağız? Bir araya gelmekten, örgütlenmekten ve sınıf bilinçli işçiler olarak mücadele etmekten başka çıkış yolumuz yok. Şu anda en can yakıcı sorunlarımızın başında düşük ücretler, uzun iş saatleri, taşeronlaştırma ve iş cinayetleri geliyor. İşçilerin örgütü UİD-DER, tam da bu sorunlar etrafında bir mücadele kampanyası başlatmış durumda: “Düşük Ücretlere, Uzayan İş Saatlerine ve Taşeronlaştırmaya Hayır!” Tüm işçi kardeşlerimiz bu kampanyaya omuz vermelidir. Bu kampanyanın güçlenmesi ve tüm işçilerin bu mücadeleye katılması demek, içinde yaşadığımız kötü koşulları değiştirmeye başlamak demektir.


pdf
15 Aralık 2014






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this