Navigation

Buradasınız

Ev-Atölyelerin Kadın İşçileri

Haziran 2013, No:63

Havaların ısınmasıyla birlikte kapı önlerinde görmeye başladık onları. Kimi zaman şenşakrak konuşmaların, gülüşmelerin eşlik ettiği bir telaş içindeler, kimi zamansa işe gömülmüş bir sessizlikte… Onlara sorsanız “ev kadınıyız” diyorlar. Yaptıkları işe ise “eve küçük bir katkı” gözüyle bakıyorlar. Oysa kapitalist üretimin görünmeyen işçileridir onlar. Fabrikalarda, atölyelerde düzenli ve sigortalı işçi çalıştırmaktansa, güvencesiz ve çok düşük maliyetle işlerini yaptırmak isteyen patronların işgücü kaynağıdırlar. Prestijli markalardan tutun da adını bilmediğimiz markalara kadar pek çok işte onların emeği vardır.

Sosyal hayatları yok. Ev işi ve yaptıkları iş arasında bitmek bilmeyen bir döngü içindeler. Pek çoğu imece usulü çalışarak diğer kadın arkadaşlarıyla dayanıştığı halde örgütlenme fikrine uzaklar. Bu nedenle de çok düşük ücret alıyorlar, aldıklarını da düzenli alamıyorlar.

UİD-DER Kadın Komitesi olarak kapısını çaldığımız kadınlar istekle anlattılar kendilerini. Elbiselere boncuk işleyen de vardı içlerinde, çorap paketleyen de, elektrik aksamlarının montajını yapan da. Yaptıkları işler farklıydı ama sorunları ortaktı.

İlk olarak Ayfer’in kapısını çalıyoruz. Ayfer’in iki küçük çocuğu var. Eşi fabrika işçisi. “Eve katkı olsun diye başladım bu işe” diyor. Abiye elbiselerin üzerine boncuk işliyor. “Zahmetli değil mi? Ne kadar zamanda yapıyorsun bir elbiseyi” diye sorduğumuzda, bir elbiseyi ancak bir günde işleyebildiğini söylüyor. Bu kadar emeğin karşılığında ne kadar aldığını soruyoruz. Cevabı, elbise başına 2 lira oluyor. Hatta yaptığı iş beğenilmezse fiyat yarı yarıya düşüyormuş. Bu elbiselerin satıldığı yeri bilmediğini ve tesadüfen fiyatını nasıl öğrendiğini anlatıyor. Ayfer işleri doğrudan fabrikadan değil de “aracı” dediği bir kadın üzerinden alıyormuş. Bu kadın aslında onlarla aynı mahallede yaşayan ama zamanla bir nevi taşeron gibi çalışmaya başlayan birisi. Aracı kadın verdiği elbiselerin adedini karıştırınca “Bu elbiseler ne kadar biliyor musun? Bir tanesi kaybolursa 150 avroyu ödersin” demiş. Böylece Ayfer göznuru döktüğü elbiselerin yanına dahi yaklaşamayacağını öğrenmiş!

Evinde çorap paketleme işi yapan Emine ise ayda ortalama 600 lira kazandığını söylüyor. Asgari ücretin altında güvencesiz çalışan Emine, bu işi iki çocuğuyla beraber yapıyor. Elektrik aksamlarının montajını yapan Hatice ise 1000 adet iş için 15 lira para alıyor. Bu işten aylık ortalama kazancı ise 150 lira. Hatice bütün gün sadece yemek ve temizlik için işinin başından kalkıyor, yani günde 8 saatten fazla çalışıyor. İşin ağırlığından belini incitince ara vermiş bir süre. Daha iyi bir ücret alamamalarının nedenini şöyle açıklıyor: “Ben kabul etmesem başkası alacak. Bir araya gelmemiz çok zor. Ben tek başıma ne yapabilirim ki?”

Ayfer, Emine, Hatice tıpkı bu şekilde çalışan bütün kadınlar gibi bu işi eve bir katkı olsun diye yaptıklarını anlatıyorlar. “Sigortalı bir işte çalışsanız daha iyi değil mi?” diye sorduğumuzda, kimisi küçük çocuklarım var diyor, kimisi eşinin evin dışında çalışmasına izin vermediğini anlatıyor. Meselâ Ayfer “küçük çocuklarım var, onlara kim bakacak? Kreşe versem zaten alacağım maaşı oraya vermek zorunda kalacağım” diyor. Bütün emekçi kadınların ortak sorunu da bu değil mi zaten? Her işyerine ücretsiz kreş talebimizi anlattığımızda “keşke olsa, o zaman benim gibi pek çok kadın çalışabilir” sözleri dökülüyor ağzından.

Bütün gün evin içinde olmalarına rağmen çocuklarına istedikleri gibi zaman ayıramadıklarını söylüyorlar. Sosyal hayatları yok. Ev işi ve yaptıkları iş arasında bitmek bilmeyen bir döngü içindeler. Pek çoğu imece usulü çalışarak diğer kadın arkadaşlarıyla dayanıştığı halde örgütlenme fikrine uzaklar. Bu nedenle de çok düşük ücret alıyorlar, aldıklarını da düzenli alamıyorlar. İşin devamı garanti değil, işverenin hiçbir yükümlülüğü yok. Mallar “aracılar” üzerinden geldiği için çoğu, işlerin hangi işyerinde üretildiğini bile bilmiyor. Yaptıkları iş nedeniyle meslek hastalıklarına yakalanma riski var, ama farkında değiller. Yasalar evde iş yapan kadınları işçi olarak görmüyor; bu nedenle meslek hastalığına yakalandıklarında yasal yollardan haklarını aramaları çok zor.

Evde çalışan kadınların bir kısmı uzun bir süredir örgütlenmeye çalışıyor. Ev İşçileri Dayanışma Sendikası (Evid-Sen) ve Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası (Ev-Ek-Sen) bu çabanın ifadesi. Her iki sendika da evlerde çalışan kadınların işçi olarak tanımlanmasını ve işçilikten doğan bütün hakların ev kadını işçilere de tanınmasını talep ediyor. Ancak bütün bu taleplerden önce örgütlenme hakkını elde etme mücadelesi veriliyor. Çünkü ev kadınları işçi sayılmadığı için sendika hakkında kapatma davası açılmış durumda. Yasalar işçilerin örgütlenmesini istemeyen patronların yasaları olunca, durum bu oluyor.

Ayferler, Emineler, Haticeler işçi sınıfının bir parçasıdır. Güvencesiz çalışma, kreş sorunu, çalışma koşulları, düşük ücretler, emeklilik sorunu gibi yaşadıkları pek çok sorun işçi sınıfının sorunudur. İşçi sınıfının kadınlarına düşen de bu sorunların çözümü için mücadeleye katılmaktır.

17 Haziran 2013

Son Eklenenler

  • Türkiye İstatistik Kurumu Nisan ayına ait işgücü istatistiklerini açıkladı. Rakamların bolluğuna rağmen dikkatle okunması gereken TÜİK raporu şöyle diyor: “Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, Nisanda geçen yılın aynı ayına...
  • Lübnanlı işçi ve emekçiler 2019’un son günlerinde sokaklara dökülmüş, zamlara, hayat pahalılığına, yolsuzluklara, aşırı vergilere duydukları öfkeyi ortaya koymuşlardı. Hükümet eylemleri polis ve asker baskısıyla bastırmayı denemiş ama başarılı...
  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması, önlem almayan patronlara ciddi bir yaptırım uygulanmaması nedeniyle gerçekleşen iş cinayetleri her ay yüzün üzerinde işçinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Haziran...
  • Yeni bir şehirde yaşamayı öğrenebiliriz. Yeni komşularımızla yaşamayı öğrenebiliriz. Dünyanın hiçbir yerinde din, dil, ırk ayrımı yapmadan tüm emekçi kardeşlerimizle bir araya gelip birlikte mücadele etmeyi öğrenebiliriz. Bunlar hayatımızın yeni...
  • Sabah 07.40. Servis geldi, arkadaşımla beraber bindik gidiyoruz SASA fabrikasına. Arkadaşım kendi servislerine binebileceğimi söylemişti. “Yol parası verme oraya gelmek için” demişti. SASA fabrikasını önceden duymuştum ama hiç görmemiştim. Arkadaşım...
  • Sakarya’nın Hendek ilçesindeki Büyük Coşkunlar havai fişek fabrikasında 3 Temmuzda meydana gelen patlama sonucunda 7 işçi yaşamını yitirmiş 126 işçi ise yaralanmıştı. Ayrıntılar belirginleştikçe işçilerin bir kez daha sermayenin kâr hırsının kurbanı...
  • Kıdem tazminatına devlet güvencesi geliyor! Bir gün çalışan işçi dahi kıdem tazminatı alacak! Kıdem tazminatında devrim! Gündemdeki yerini işte bu “müjdelerle” aldı kıdem tazminatıyla ilgili yeni tasarı. Biz işçiler de epey zamandır bu müjdeli...
  • Nejat Elibol Direnen Haliç romanında 1970’li yılları anlatır. Üç fabrikada işçilerin mücadelesinin ve yürüttükleri direnişin öyküsünü aktarır. Olaylar geliştikçe işçilerin değişimini görürüz. Hakları için mücadele ettikçe, birlik olmanın önemini...
  • İktidara geldiğinden beri işçi düşmanı yasaları yapmakta pek mahir olan AKP iktidarı, uzun zamandır peşinde olduğu kıdem tazminatını fon aracılığıyla ortadan kaldırmak için yeniden harekete geçti. Burjuvazi her fırsatta işçi sınıfının mücadelelerle...
  • Bir bilginin veya haberin ya da bir olayın değiştirilip, bozulup, çarpıtılıp çıkar sağlamak amacıyla yeniden dolaşıma sokulmasına dezenformasyon deniliyor. Burjuvalar yüzlerce televizyon kanalını, sayısız gazete ve dergiyi, koca bir troller ordusunu...
  • Kapitalist sömürü düzeninde egemenlerin tek bir gayesi vardır; kârlarını arttırmak ve böylece sermayelerini büyütmek. Bu uğurda yapamayacakları şey yoktur. Onların ne vicdanları, ne ahlakları, ne de insanlıkları vardır, tek kutsalları sermayeleridir...
  • İşçi sınıfının, emekçilerin, ezilenlerin safında yer almış sanatçılarından biri olan Rıfat Ilgaz, 1911’de, yoksul bir ailede, hırçın Karadeniz’in ve dik başlı Ilgaz dağlarının yanı başında doğdu. Yaşadığı döneme savaşlar, devrimler, ayaklanmalar ve...
  • Bir Amerikan hapishanesinde geçiyor Esaretin Bedeli filmi. Suçsuz olduğu halde müebbet hapse mahkûm edilmiş Andy’nin hapishaneden kaçış öyküsünü anlatıyor. Yıllarca dört duvar arasına hapsedilen insanların psikolojilerini, alışkanlıklarını,...

UİD-DER Aylık Bülteni