Navigation

Buradasınız

Fazla Çalışma ve Bozulan İşçi Psikolojisi

Eylül 2014, No:78
İşçiler, sosyal çevrelerinden kopuk, yorgun, mutsuz, bunalımlı, geçim derdi bitmeyen, işyeri ile ev arasına sıkışmış tek düze bir hayatı elbette hak etmiyorlar. Birleşmek, örgütlenmek ve daha iyi bir hayat için mücadeleye girişmek, bir işçinin kendi hayatı ve yakınları için atacağı en akılcı adımdır.

Her gün milyonlarca işçi, uzun saatler boyu çalışmaktan bitap düşüyor ve tükenmiş bir şekilde evlerinin yolunu tutuyor. İşverenler daha fazla işçi çalıştırmaktansa, az sayıda işçiyi daha uzun sürelerle ve daha yoğun çalıştırmayı tercih ediyorlar. Patronlar ve onların sözcüsü AKP hükümeti, Türkiye’de işçilerin az çalıştığını, çok tatil yaptığını iddia etse de gerçek bu değildir. OECD üyesi 34 ülkede haftalık çalışma süreleri 31 saat ile 40 saat arasında değişirken, Türkiye’de yasal haftalık çalışma süresi 45 saattir. Fazla mesailer yüzünden bu süre haftada 70 saati bile geçmektedir.

Kapitalist ekonomi büyüyor, patronlar zenginleşiyor. Ama işsizlik azalmıyor. Milyonlarca işçinin işsiz olması ve işsizlik tehdidi, örgütsüz işçileri, ağır iş koşullarına ve düşük ücretlere boyun eğmek zorunda bırakıyor. Düşük ücretler yüzünden ay sonunu getiremeyen işçilerin çoğu, gelirlerini biraz arttırabilmek ve ailelerini geçindirebilmek için, fazla mesailere kalmaya gönüllü oluyorlar. Fazla mesailer, işçileri ekonomik olarak bir nebze olsun rahatlatsa bile sağlıklarını bozuyor, adeta ömürlerini törpülüyor.

Fabrikalarda, ağır ve yorucu işlerde kimi zaman 12 saati bile aşan sürelerle çalışan, insan doğasına aykırı olan gece vardiyalarında çalışıp gündüz uyumaya çalışan işçiler, pek çok sorun yaşıyorlar. Evini geçindirme sorumluluğu taşıyan işçi, gece vardiyalarına gitmek veya fazla mesailere “razı” olmak zorunda kalıyor. Ancak bu şekilde çalışan işçiler, “sinirsel yorgunluk” denilen sorunu yaygın biçimde yaşıyorlar. Sinirsel yorgunluk sonucunda, iç daralması, hırçınlık, öfke, saldırganlık, aşırı duyarlılık, uykusuzluk, dikkat eksikliği gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Uzayan çalışma saatleri ve gece vardiyaları, işçinin fiziksel ve ruhsal sağlığını mahvediyor. Özellikle gece vardiyaları insanın sağlığını ciddi anlamda bozuyor.

İşçi Dayanışması okurlarının UİD-DER’e gönderdiği mektuplar, işçilerin yaşadıkları trajedilerle dolu. Çocuğunu sadece uyurken görebilenler, fazla mesaiye kalmadığı için baskı görenler, fazla mesailerden dolayı ailesiyle ilişkileri bozulanlar, eşlerinden boşananlar, sosyal hayatları yok olanlar…

İnsan toplumsal bir varlıktır. İnsanların, aileleri başta olmak üzere çevrelerindeki insanlarla zaman geçirmeleri, en doğal, en vazgeçilmez ihtiyacıdır. Uzun yıllar boyunca enerjisini işyerinde tüketen, eve geç saatlerde yorgun argın gelen, eşine, çocuklarına ve sevdiklerine zaman ayıramayan, çevresiyle sosyalleşmeye zamanı ve enerjisi kalmayan işçilerin psikolojileri de bozuluyor. İşçinin hem bedeni hem ruhu erken yaşlanıyor. Ailesinden ve sosyal hayattan uzaklaşan işçi yalnızlaşıyor, yaşama sevincini kaybediyor. Ev ile işyeri arasına sıkışmış yorgunluk ve bitkinlik içerisinde geçen yıllar bir insanı nasıl mutlu edebilir ki?

Fazla çalışma, insanın kendini dış dünyadan soyutlayarak içine kapanmasına, yani asosyal hale gelmesine yol açıyor. Asosyal hale gelen insan, diğer insanlarla iletişime geçemez. Kendisini ifade etmesi zorlaşır. Mutsuzluk, memnuniyetsizlik, bunalım hali içerisinde yaşama sevincini kaybeder. Asosyal yaşamak ruhsal ve sinirsel hastalıklara sebep olabiliyor. Depresyonun bugün ne kadar yaygın hale geldiğini biliyoruz. Çoğu zaman işçi, depresyonda olduğunun bile farkına varamıyor.

İşçi Dayanışması bültenimiz için yaptığımız röportajlardan birinde Punto direnişçisi bir işçi, sendikalaşma mücadelesine girmesinin en önemli sebeplerinden birinin, uzun çalışma saatleri yüzünden çocuklarını görememesi olduğunu anlatıyordu. Direnişe başladıklarından beri çocuklarını ve eşini rahatça görebilmenin ve zaman ayırabilmenin mutluluğunu yaşadığını ifade etmişti.

İşçiler, sosyal çevrelerinden kopuk, yorgun, mutsuz, bunalımlı, geçim derdi bitmeyen, işyeri ile ev arasına sıkışmış tek düze bir hayatı elbette hak etmiyorlar. Birleşmek, örgütlenmek ve daha iyi bir hayat için mücadeleye girişmek, bir işçinin kendi hayatı ve yakınları için atacağı en akılcı adımdır. Mücadele eden işçi sadece emeği, ekmeği, hakkı, onuru için değil, aynı zamanda sevdikleriyle ve sosyal çevresiyle birlikte yaşayabileceği daha iyi bir hayat için mücadele eder. UİD-DER üyesi işçilerin sıkça dile getirdiği bir gerçek var. Onlar, derneğe adım attıklarında sadece psikolojik olarak değil, bedensel hastalıklarının dâhi iyileştiğini anlatıyorlar. Hak aramanın, onurunu korumanın, sömürüye karşı çıkmanın, geleceğe dair en güzel umutların kaynağı ve taşıyıcısı örgütlü işçi sınıfıdır. Örgütlü işçiler, yaşama sevinciyle dolar. Mutluluk örgütlü mücadelededir. Sevincimiz ve mutluluğumuz, kapitalist sömürü sistemini yıkıp kendi iktidarımızı kurduğumuz zaman daha da artacak.

20 Eylül 2014

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, Microsoft’un sahibi Bill Gates, dünyanın en iyi yatırımcısı olarak tanınan Warren Buffet ve diğer sayılı zenginler… Dünyanın en zenginlerinden olan bu isimler zenginliklerinin yanı sıra “hayırseverlikleriyle” de...
  • Koronavirüs salgını nedeniyle korku büyüyor çünkü insanlar egemenler tarafından bilinçli olarak korkutuluyor. İnsanların karşısına düşman diye bir grip virüsü çıkartılıyor, tehdit algısı sürekli büyütülerek körükleniyor ve bu da insanları fazlasıyla...
  • Dünyanın ana gündemi haline gelen koronavirüs adeta bütün kötülüklerin anası gibi gösteriliyor ve insanlarda korku, panik, endişe yaratılıyor. Neredeyse bütün ülkelerin yönetimleri bu virüse özel bir anlam yüklüyorlar ve tüm sorunların üstünü...
  • Merhaba arkadaşlar, ben devlet hastanesinde çalışan taşeron sağlık işçisiyim. Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de çoğu işyeri üretimi durdurarak işçileri evlerine yolladı, kimi yerlerde evden çalışma adı altında esnek çalışma sistemi getirildi...
  • Yaklaşık iki yıldır İşçi Dayanışması gazetesini alıyordum. Ama sadece “alıyordum”. Gazete, odamda bir köşede durmaya devam ediyordu. Ama arkadaşım inatla bana gazete ulaştırmaya devam etti. Her defasında “bana getirmek yerine başka birine versen...
  • Savaşlar, çıkarlar, iktidar, rekabet… Hangimiz bu kelimelerden haberdar doğdu? Peki ya hangimiz bu kelimeleri isteyerek öğrendi? Hiçbirimiz. Öyle değil mi? İnsan canının, Türk lirasından bile değersiz olduğu şu dönemde ne yazıktır ki çıkarlar için...
  • Geçtiğimiz günlerde kısa bir video düştü internet âlemine… Sosyal medyada paylaşım rekorları kıran videoda tır şoförü Malik Yılmaz, “Evde Kal Türkiye” çağrısına cevap veriyor ve “Beni bu virüs öldürmez, düzeniniz öldürür” diyordu. Koronavirüs...
  • İşte, okulda, toplu taşımada, mahallede, markette, meydanlarda, sokaklarda… Yaşamın her alanında Covid-19 ile ilgili önlem alınması gerektiği medya üzerinden zihinlerimize enjekte ediliyor. Sık sık ellerini yıka, kolonya kullan, maske kullan, sağa-...
  • Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) “Genç İstihdamında Küresel Trendler 2020” adlı bir rapor yayımladı. Rapora göre ne eğitimde ne de istihdamda yer alan gençlerin sayısı her geçen yıl artıyor. Bu şekilde sınıflandırılan gençlerin...
  • Koronavirüs fabrikayı ikiye böldü. Yakalanan ve yakalanmayanlar şeklinde değil elbette. Salgında “korunması öncelikli olanlar” ile “canı patlıcan sayılanlar” şeklinde. Hemen her sabah vardiyasında işçilerin başına çöreklenen patron, müdür ve...
  • Şu günlerde işyerlerimizde ve evlerimizde konuşulan tek bir konu var: Covid-19. Bu hastalık günlük yaşamımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Bizim işyerinde de sürekli bu konu konuşuluyor. “Elimizi yıkayalım, kolonya sıkalım, kapının kolunu...
  • Dünya son günlerde koronavirüse karşı adeta “savaş” açtı. Medya aracılığıyla seferberlik ilan edildi. Sokağa çıkma yasaklarından, sınırların kapanmasına ve ticaretin durdurulmasına kadar birçok önlemden bahsediliyor. Çeşitli ülkeler ve aldıkları...
  • Koronavirüs salgını tüm gündemi belirliyor. Bu koşullarda bizler de bir grup genç işçi ve öğrenci olarak bir araya geldik ve bu konuyu kendi aramızda tartıştık.