UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Demokratik Haklarımız İçin Mücadeleye!

Mayıs 2010, No: 26

Kardeşler, anayasa değişikliğini içeren paket mecliste kabul edildi. Ancak kavga hâlâ sürüyor. Çünkü patronlar sınıfını mecliste temsil eden partiler, savundukları sermaye kesimlerinin çıkarlarını üstün kılmaya, anayasayı bu kesimlerin çıkarlarına göre düzenlemeye çalışıyorlar. Bu nedenle bir uzlaşmaya varamadılar. Kendi aralarında anlaşamadıkları için anayasa değişikliği paketi referanduma sunulacak. Bize, yani işçilere, emekçilere, geniş halk kesimlerine başvurmak zorunda kalacaklar. Peki kardeşler, anayasa nedir ve biz işçilerin talepleri neler olmalıdır?

Kardeşler, bugün içinde yaşadığımız toplumda hukuk; eşitsizliği, haksızlığı, adaletsizliği, işçilerin sömürülmesini meşrulaştıran bir düzenlemeler bütünüdür. Patronların üretim aletlerine el koyması, tüm serveti kendi ellerinde toplaması, işçilerin ise işgüçlerini satarak yaşaması yasallaştırılmıştır. Buradan da anlaşılacağı gibi, kapitalist sömürü düzeninde yapılan hiçbir anayasa işçi sınıfının çıkarlarını temel almaz. Egemen sınıf olan patronların çıkarları şekillendirir anayasayı. Patronlar düzeninin anayasası, sermaye kesimlerinin iktidarı nasıl paylaşacağını da düzenler. Güçlü olan sermaye kesimleri, anayasayı iktidardan daha fazla pay alacak şekilde biçimlendirirler. Örneğin, patronlar sınıfının bir parçası olan yüksek asker-sivil bürokrasi bugüne kadar anayasayı kendi çıkarları temelinde şekillendirmiştir. Fakat gelinen aşamada, AKP öncülüğündeki sermaye kesimleri, “daha fazla iktidar istiyoruz” diyorlar ve anayasayı değiştirmek istiyorlar. CHP, MHP, asker-sivil bürokrasi öncülüğündeki kesimler ise, “ayrıcalıklarımızı kaybetmek istemiyoruz” diyorlar ve bu nedenle değişikliğe karşı çıkıyorlar. İşte kardeşler, kavganın nedeni budur.

Kardeşler, sermaye kesimleri bu çıkar kavgasının üzerini “demokrasi” şalıyla örtmeye çalışıyorlar. Böyle yapıyorlar, çünkü çıkıp açıktan “iktidardan daha fazla pay istiyoruz” diyemiyorlar. Eğer böyle derlerse halkı arkalarına takamazlar. İşçi sınıfını, emekçileri, kısacası geniş halk kesimlerini düzen içinde tutabilmek amacıyla her beş yılda bir seçimlere başvurmak zorunda kalıyorlar. Göz boyamak için “demokrasi” diyorlar, “egemenlik milletindir” diyorlar. Böyle diyorlar, ama anayasa yapılırken toplumun %90’ını oluşturan emekçi sınıfların çıkarlarını dikkate almıyorlar. 12 Eylül 1980 askeri faşist rejiminin getirdiği düzenlemeler esas olarak yerli yerinde duruyor. Sendikal ve siyasal yasaklar sürüyor. Toplanma ve basın özgürlüğü kısıtlanıyor.

İşçi sınıfının çıkarlarını dikkate alan bir anayasa istiyoruz. Sendikal ve siyasal yasakları kaldıran, basın ve toplanma özgürlüğünü garanti altına alan bir anayasa istiyoruz. Çünkü işçi sınıfının örgütlenmesinin önü yasal veya yasal olmayan yasaklarla kapatılmıştır. Sendikalı olmak güya anayasal bir haktır, ama patronlar sendika lafını duymaya bile tahammül edemiyorlar. Sendikalaşan işçiler işten atılıyor ve sendikalara “terörist örgüt” muamelesi yapılıyor. Patronlar, polisi de devreye sokarak işçileri korkutmaya ve sendikadan vazgeçirmeye çalışıyorlar. Her türlü baskıya başvurmaktan, hakkını arayan işçiye “terörist” demekten, işçiler arasına nifak sokmaktan geri durmuyorlar.

Kardeşler, herhangi bir sendika örgütlendiği işkolunda işçilerin %10’unu üye yapamazsa toplusözleşme yapmaya yetki kazanamıyor. Bir taraftan %10 işkolu barajı konulması öte taraftan sendikalaşan işçinin işten atılması demek, sendikaların işlevsizleştirilmesi demektir. Patronlar, işçilerin sendikalaşmasının önünü kesmek için her türlü tezgâha başvuruyorlar. Aynı işyerinde birden çok şirket kurup işçileri parçalıyorlar, böylece işyerinde sendikalı işçilerin %50 çoğunluğu kazanmasının önüne geçiyorlar. Sendikalı olmayı başarmış işçilere sürekli baskı yapılıyor. Ya sendikadan istifa etmeleri ya da sarı sendikaya geçmeleri isteniyor. Toplusözleşme sürecinde işçilerin greve çıkması zorlaştırılıyor. AKP’nin yeni anayasa paketinde getirdiği değişiklik, “siyasi amaçlı grevi”, “dayanışma grevini” ve “genel grevi” yasak olmaktan tam çıkartmıyor. Bir maddede kaldırılan yasaklar diğer maddelerde sürüyor.

Konan engellerden dolayı işçiler ile “memur” statüsünde çalışan kamu emekçileri aynı sendikaya üye olamıyor. Kamu emekçilerine grev, emeklilere ve öğrenci gençlere ise sendika kurma hakkı tanınmıyor. İşyerinde işçilerin referandum yoluyla istedikleri sendikaya geçmesi halen yasak! Tüm bu yasakları ve engelleri, işçi sınıfı basını üzerinde süren yasaklar ve baskılar izliyor. Toplanma özgürlüğü önündeki kısıtlamalar yerli yerinde duruyor. Örneğin, işçilerin işyeri önünde grev ya da direniş çadırı kurması suç sayılıyor. İşçilerin direniş amacıyla toplanması ve yürüyüş yapmasının önüne polis gücü çıkartılıyor.

Kardeşler, işçi sınıfının örgütlenmesinin önünü açan bir anayasa istiyoruz. Bu nedenle CHP ve MHP’nin 12 Eylül faşist anayasasını savunan statükocu çizgisine karşı durmalıyız. Ama AKP’nin sözümona demokratik açılım namına işçi sınıfına uzattığı birkaç şekere de tav olmamalıyız. Bizler işçiler olarak taleplerimizi kısaca şöyle formüle edebiliriz:

  • 12 Eylül faşist anayasası baştan aşağıya değişsin, işçi sınıfının örgütlenmesinin önü açılsın!

  • Sendikaların önüne konan %10 işkolu barajı ve %50 işyeri barajı kaldırılsın!

  • İşçilerin sendikaya üye olmasında noter şartı kaldırılsın!

  • İşçinin üretimden gelen gücünü kullanmasının önündeki engellere son!

  • Siyasal grevin, dayanışma grevinin ve genel grevin önündeki tüm engeller kaldırılsın, yasak olmaktan çıkartılsın!

  • “Memur” statüsünde çalışan tüm kamu emekçilerine grevli toplu sözleşme hakkı! Emeklilere ve öğrenci gençlere sendika kurma hakkı!

  • İşçiler ve “memur” statüsünde çalışan kamu emekçileri istedikleri sendikaya üye olabilsin!

  • İşyerinde referandum hakkı yasallaşsın!

  • Sendikasız işçi çalıştırma yasaklansın!

İşçilerin sendikadan istifa etmesi için baskı yapan patronlar yargılanıp cezalandırılsın!

Basın ve toplanma özgürlüğü önündeki engeller kaldırılsın, sınırsız basın ve toplanma özgürlüğü!

Kardeşler, bilmeliyiz ki, bu taleplerimizi sermaye hükümetleri kendiliğinden yerine getirmeyecektir. Bu taleplerimizi hayata geçirebilmek için örgütlenmeli ve mücadele etmeliyiz. İşçi sınıfı birleşirse güçlüdür. Taksim’deki birleşik ve kitlesel 1 Mayıs kutlamaları bunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Demokratik taleplerimizi kabul ettirmek ve sermayenin saldırılarına dur demek için daha fazla örgütlenmeli ve güçlerimizi birleştirmeliyiz!

15 Mayıs 2010






  İşçi Dayanışması Bülteni

Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this