UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

“Ekonominin Gerçekleri”: Büyüyen Kârlar Düşen Ücretler!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 118

İşçi ve emekçiler için zorlu geçen bir yılı geride bıraktık. 2018 yılı daha da zorlu geçecek. Çünkü iş ve yaşam koşullarımız her geçen gün katlanılmaz hale geliyor. On milyonlarca işçi, yaşam koşullarının olumlu yönde değişmesini bekliyor. Ancak asgari ücrete yapılan zam, bir kez daha bu beklentiyi boşa çıkardı. Asgari ücret, asgari geçim indirimi de içinde olmak üzere 1603 lira oldu!




2016’nın son çeyreğinde üretilen toplam değerden işçi ücretlerine ayrılan pay yüzde 36 iken 2017’nin son çeyreğinde bu oran yüzde 32,7’ye düşmüş. Yani milli gelir artıyor ama işçilere düşen pay azalıyor. Türkiye büyürken sadece veya asıl olarak patronlar büyüyor, üretilen toplam değerden işçilerin payına düşen kısım küçülüyor.

İşçi ve emekçiler için zorlu geçen bir yılı geride bıraktık. 2018 yılı daha da zorlu geçecek. Çünkü iş ve yaşam koşullarımız her geçen gün katlanılmaz hale geliyor. On milyonlarca işçi, yaşam koşullarının olumlu yönde değişmesini bekliyor. Ancak asgari ücrete yapılan zam, bir kez daha bu beklentiyi boşa çıkardı. Asgari ücret, asgari geçim indirimi de içinde olmak üzere 1603 lira oldu!

Çalışma Bakanına ve hükümete sorarsanız 1603 lira işçiye yeterli! Nitekim Çalışma Bakanı asgari ücret zammının “enflasyon oranının üzerinde” olmasıyla övünüyor, 1603 lira için “pozitif rakam” diyebiliyor. Güya hükümet “işçi kesimi ile işveren kesimi arasında bir orta yol bulmaya” çalışmış. Ama ne hikmetse bu “orta yol” açlık sınırının bile altında kaldı! 4 kişilik bir aile için açlık sınırı 1608 lira, yoksulluk sınırı 5 bin 238 lira. Hükümetin “orta yolu” 1603 lira!

Bakan belirlenen rakamın gerekçesini şöyle açıkladı: “Türkiye’nin büyümesini sürdürmesi önceliğimizdir.” Bu gerekçeyle hükümet o unutulmaz film repliğindeki gibi “yaptım ama bir sorun bakalım, niye yaptım?” demiş oluyor. “Türkiye ekonomisinin büyümesi için sizi aç bırakıyoruz” diyerek adeta aklımızla dalga geçiyor.

Oysa asgari ücretin belirlendiği günlerde Türkiye ekonomisinin kaydettiği büyüme gündemde geniş yer bulmuştu. Hükümetin adeta davul zurnayla duyurduğu rakamlara göre, yılın üçüncü çeyreğinde %11’lik bir büyüme gerçekleşmişti ve beklenen yıllık büyüme oranı da %7,4 civarında olacaktı. Hükümet “Türkiye’yi kimse durduramaz, büyümeye devam edeceğiz” diye peş peşe açıklamalar yapıyor. Bu büyümeden dolayı herkesin gurur duyması gerektiğini söylüyor. Ama malum, ne gurur ne de 1603 lira karın doyurmuyor! Ekonominin büyümesi işçinin derdine derman olmuyor; zengin daha zengin oluyor, yoksul daha yoksul hale geliyor.

Meselâ 2016’nın son çeyreğinde üretilen toplam değerden işçi ücretlerine ayrılan pay yüzde 36 iken 2017’nin son çeyreğinde bu oran yüzde 32,7’ye düşmüş. Yani milli gelir artıyor ama işçilere düşen pay azalıyor. Türkiye büyürken asıl olarak patronlar büyüyor, üretilen toplam değerden işçilerin payına düşen kısım küçülüyor. Buna rağmen, sanki çok ihtiyaçları varmış gibi, işverenlere 100 liralık asgari ücret desteği veriliyor.

Asgari ücret tespit komisyonunda yer alan işveren örgütlerinin temsilcisi tam da bu nedenlerle komisyona, hükümete, Cumhurbaşkanına defalarca teşekkür etti. “Asgari ücretin tespitinde ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal durumun yanı sıra işsizlik oranları, verimlilikteki gelişmeler ve rekabet gücü gibi başka değişkenlerin de dikkate alınmasının temel beklentimiz olduğunu her toplantıda ifade ettik” dedi. Demek ki patronlara ve hükümete göre “Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal durum” milyonlarca işçiyi 1603 liraya mahkûm etmeyi gerektiriyor! İşçilerin daha yüksek asgari ücret istemesi sakıncalı, ülke çıkarlarına, ekonominin gerçeklerine aykırı! Baksanıza, devletin en tepesindekiler daha yüksek asgari ücret isteyene “eline diline dursun” diyebiliyorlar.

Düşük ücretler, taşeronluk, grev yasakları, OHAL bahanesiyle haklarını arayan işçilerin polis tarafından engellenmesi, işçilerin sendikalı olmasının önüne engeller konulması ülkenin değil, apaçık sermayenin çıkarları gereğidir.

Öte yandan metal patronlarının örgütü MESS, metal işçilerine gülünç bir zam önerdi. Bahane yine aynı: “Ekonominin istikrarı zedelenir”! KHK ile taşeron düzenlemesi yapıldı. Özel sektörde çalışan işçiler bu düzenlemenin dışında bırakıldı. Kamuda çalışan taşeron işçilerin çoğuna kadro verilmedi. Peki, gerekçe ne? “Rekabet gücü etkilenir”. İşçi taşeron belasından kurtulmasa da olur, yeter ki şirketlerin rekabet gücü zayıflamasın, patronların kârı azalmasın! Kadro isteyene verilecek cevap belli: “Ne kadrosu? Çalışıyorsunuz ya!”

Artık farkına varmamız lazım: Egemenler için mesele ekonominin büyümesiyle herkese refah sağlamak değil, tüm zenginliği sermayeye akıtmaktır! Karşımıza hep aynı yalanlarla çıkıyorlar, “aynı gemideyiz” diyerek sırtımıza biniyorlar! “Ülke çıkarları”, “milli güvenlik”, “ekonominin gerçekleri”, “işyerinin gerçekleri”, “rekabet gücü”… deyip duruyorlar. Bu sihirli sözcükler karşısında boyun eğmemizi, tüm politikalarına koşulsuz destek vermemizi istiyorlar.

Meselâ ülkeyi bir buçuk yıldır OHAL ile yöneten AKP hükümeti, bunu herkesin güvenliği için yaptığını iddia ediyor. Ama bizzat Cumhurbaşkanı işverenlere şöyle diyor: “OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum: İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı?” Ve sonra devam ediyor: “Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i.” Nitekim OHAL sürecinde neredeyse bütün grevler “milli güvenliği bozucu nitelikte” oldukları gerekçesiyle yasaklandı. İşverenler rahat rahat işçileri sömürmeye devam ederken, işçilerin haklarını aramaları devlet tarafından engellendi, engelleniyor.

Her şey çok açık: Düşük ücretler, taşeronluk, grev yasakları, OHAL bahanesiyle haklarını arayan işçilerin polis tarafından engellenmesi, işçilerin sendikalı olmasının önüne engeller konulması ülkenin değil, apaçık sermayenin çıkarları gereğidir. Tüm bu bahanelerin arkasında sadece ve sadece sermayenin çıkarlarının korunması vardır. Bu yalanların amacı sermayenin daha fazla kâr elde etmesi uğruna işçilerin daha fazla sömürülmesine kılıf uydurmaktır.

Teknolojinin gelişmesi ve ekonominin büyümesi işçi sınıfına daha yaşanabilir bir hayat sunmuyor. Ekonomi büyüyor ama işsizlik artıyor! Ekonomi büyüyor ama işçilerin alım gücü düşüyor! Ekonomi büyüyor ama işçilerin payına düşük ücretler, uzun iş saatleri ve katlanılmaz yaşam koşulları düşüyor! Yani kısacası tek büyüyen sermayedir, onların kârlarıdır. Bu gidişatı tersine çevirecek olan ise işçilerdir! İşçilerin bir araya gelmeye, örgütlenmeye, hakları temelinde mücadele etmeye su kadar, ekmek kadar ihtiyaçları var. Açgözlü egemenlerin süslü yalanlarını ve gerekçelerini reddetmeliyiz! Kendi sınıf çıkarlarımızı görmemizin, onlara sahip çıkmamızın ilk şartı budur. Şairin dediği gibi “aldanmazsak varız, aldanırsak yok!” İşte bütün mesele bu!

pdf
İşçi Dayanışması PDF
22 Ocak 2018






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this