Navigation

Buradasınız

İşçilerin Sordukları/59 - Emekli Aylığı Nasıl Hesaplanır?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 121

Çalışırken düşük maaş alan işçiler emekli olduklarında da ücret çilesi çekmeye devam ediyorlar. Yıllarca emekli olmak için prim ödeyen, emeklilik gün sayısını doldurmak için uğraşan, prim gününü doldurduktan sonra yaş engeline takılan işçiler, emekli olduktan sonra da üç kuruş maaş nedeniyle yeniden iş aramaya başlıyorlar. İşçilerin birçoğu prim gün sayısı ne kadar çok olursa o kadar yüksek emekli maaşı alacağını düşünüyor. Fakat gerçek durum bu değil, emekli maaşının miktarı sadece prim gününün çok olmasına bağlı değil.

Emekli maaşlarının hesaplanmasında çeşitli karmaşık ve değişen formüller kullanılıyor. Buna göre işçinin emekli maaşı hesaplanırken ilgili kanuna göre belirlenen “ortalama aylık kazancı”, yine aynı kanuna göre belirlenen “aylık bağlama oranı” ile çarpılıyor. Bu iki unsuru akıldan çıkarmadan ilerleyelim: 1999 ve 2008 yıllarında sosyal güvenlik sisteminde yapılan değişikliklerle “aylık bağlama oranı” denilen bu çarpan giderek düşürüldü. Böylelikle kanun değişikliklerinin her biri emekli maaşlarının daha da düşmesine neden oldu. Özellikle 2008 yılında yürürlüğe giren ve medyada “reform” diye sunulan 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Kanunu emeklilik maaşının hesaplanması konusunda işçileri ve çocuklarını çok daha ciddi biçimde etkileyecek değişiklik ve düzenlemeleri beraberinde getirdi. İşçiler sosyal güvenlik sistemine giriş yaptıkları yıla göre daha fazla prim ödeyecek, daha ileri yaşlarda emekli olacak ve daha düşük emekli maaşı alacak.

Mesela, 2000 yılı öncesi dönem için,

Bir SSK’lının ilk 5000 günü için “aylık bağlama oranı” %60 olarak belirlenir ve 5000 günden sonraki her 240 gün için % 1 arttırılırdı. Bu da 9000 prim günü olan işçinin ortalama aylık kazancının toplamda %76’lık “aylık bağlama oranı” ile çarpılması anlamına geliyordu.

1999 yılında yapılan düzenlemelerle “aylık bağlama oranı” hesaplaması şöyle değiştirildi: SSK’lının ortalama aylık kazancı, ilk 3600 gün için %35 ile çarpıldı, sonraki 5400 günün her 360 günü için bu rakama %2 eklendi. Bu da 9000 prim günü olan işçinin ortalama aylık ücretinin toplamda %65’lik “aylık bağlama oranı” ile çarpılması anlamına geliyordu.

2008 yılında yapılan düzenlemelerle “aylık bağlama oranı” hesaplaması yine değiştirildi: SGK’lının ortalama aylık kazancı her yıl (360 gün) için %2’lik “aylık bağlama oranı” ile çarpılmaya başladı. Bu da 9000 prim günü olan işçinin ortalama aylık ücretinin toplamda yüzde 50’lik “aylık bağlama oranı” ile çarpılması anlamına geliyor.

Karşılaştırmak gerekirse bir işçi için,

  • 2000 öncesi dönemde 9000 günlük prim için %76,
  • 2000-2008 döneminde 9000 günlük prim için %65,
  • 2008 Ekim sonrası dönemde 9000 günlük prim için %50 aylık bağlama oranı hesaplanmaktadır.

Bu durum her üç dönemde de prim günü olan işçilerin emekli aylığının hesaplanmasında üç ayrı formülün kullanılmasına neden oluyor. Her yeni formül bir önceki dönemin formülüne göre emekli ücretlerini düşürdüğünden, işçinin 2008 sonrası dönemdeki prim miktarı ne kadar yüksekse bu, hesaplama yönteminde ortalamayı o kadar etkileyecek ve emekli aylığının daha düşük olmasına neden olacaktır. Kanundaki bu değişiklikler işçi sınıfına yönelik büyük bir saldırıdır.

Ayrıca bu kanunla, emeklilik için gereken prim gün sayısı ve emeklilik yaşı kademeli olarak arttırılmış, 2048 yılında 9000 gün ve 65 yaşa yükseltilmiştir. Hiçbir patronun işçileri 60-65 yaşına kadar çalıştırmadığı ortadadır. Emekli olmanın zorlaştırılması, emekli aylıklarının düşürülmesi işçilerin açlığa mahkûm edilmesidir. Emekli aylığı, işçilerin hem yaşlılıkları hem de öldükleri zaman eş ve çocukları için güvencedir. İşçilere ve gelecek kuşaklara yönelik bu saldırı ancak mücadele ederek ortadan kaldırılabilir.

21 Nisan 2018

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...
  • Sağlık sistemindeki çöküş salgınla birlikte daha görünür hâle geldi. Sağlık çalışanlarının yükü artarken, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sağlık işçileri bu duruma sessiz kalmıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının (SES...
  • Çok şahit olmuşuzdur ilginç haber başlıklarına. “Emeklilere Müjde”, “Çalışanlara Müjde”, “Artık Herkes Kıdem Tazminatı Alacak” vs... Ama haber içeriğine baktığımızda hiç de müjdeli bir şeyle ya da başlıkta söylendiği gibi heyecan verici bir haberle...
  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...
  • Sağlıklı bireyler olabilmek başta sağlıklı beslenmekten geçiyor. İyi beslenenler daha az hasta olurlar. Özellikle kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskleri de düşer. Bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan Covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklara...
  • Koronavirüs salgını dünyanın her yerinde sağlık işçilerinin iş yükünü daha da arttırdı. Bu süreçte hayata geçirilen tüm uygulamalar bilim kisvesi altında yapılırken gelin biz de artan iş yükü ve gece mesailerini bilimsel çerçevede değerlendirelim....
  • Ah ah ne günlerdi! Hasta olmaktan ve iğnelerden korksam da hasta olunca yiyeceğim güzel yemeklerin hayalini kurardım çocukken. O zamanlar pek öyle dolabımız dolmazdı. Okula giderken yılda toplasan beş defa bile harçlık aldığımı bilmem. Alsak bile en...

UİD-DER Aylık Bülteni