Navigation

Buradasınız

İşçilerin Sordukları/80

Avukat Mesut Badem ile Arabuluculuk Üzerine/2

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 143
İş Hukukunda Zorunlu Arabuluculuk 1 Ocak 2018’den bu yana uygulanıyor. Zorunlu arabuluculuk, iş mahkemelerinin yükünü ve birikmiş dava dosyalarını azaltacağı, işçilerin alacaklarını çok daha kısa sürede alacağı propagandasıyla pazarlandı. İşveren örgütlerinin talebiyle, AKP tarafından hayata geçirildi. Sendikaların ve işçi örgütlerininse önerilerine, itirazlarına kulak verilmedi, işçilerin ihtiyaçları, talepleri dikkate alınmadı. UİD-DER Hukuk Bürosu olarak ikinci yılında arabuluculuk uygulamasını, işçiler açısından sonuçlarını Avukat Mesut Badem ile konuştuk.

Avukat Mesut Badem, sohbetimizin ilk bölümünde arabulucuda anlaşma ile sonuçlanan dosyaların son derece istisna olduğunu belirtmişti. Bunun nedenlerini sormuştuk. Badem, patronların sıklıkla arabuluculuk aşamasında anlaşmayı reddettiğini ve işçiyi haricen anlaşmaya zorladığını tekrarlıyor: “Mesela işçi bana geldi ve vekâleten arabuluculuk görüşmelerini yürüttüm. Anlaşma olmadı ama işçi dava açmaktan kaçınıyor. Bunun iki anlamı var: Ya dava masraflarından, sürecin uzamasından, şahitleriyle ilgili, davayı ispat şartları ile ilgili sorun yaşayabileceğinden dava açmaktan kaçınıyor. Ya da haricen anlaşma yoluna gidiyor. Bu ihtimal daha çok gerçekleşiyor. Ekstrem şeyler de oluyor. Mafyacılık oynayan küçük-orta ölçekli işyerleri var. Onların ‘kendi kanunları’ var. İşçiye psikolojik baskı yapıyorlar, ailesiyle tehdit ediyorlar. Böyle şeyleri istisnalar olarak bir kenara bırakıyoruz. Genelde işçinin en büyük zaafı geçim sıkıntısıdır. İşçiye en büyük zor ekonomik zordur. Belki silah çeksen ona karşı göğsünü gerer ama evine ekmek götürememe tehdidi onu dize getirebilir. Patronlar bunu biliyorlar. Dolayısıyla, ‘sen dava açacağına ben sana üç beş kuruş vereyim, taksit taksit olsun, ya da sen gel bana yine çalış hakların içeride kalsın’ diyorlar. Bu şekilde kolaylıkla ikna edebiliyorlar pek çok işçiyi.”

Badem, patron örgütlerinin tüm bunları en baştan hesap ettiğini vurguluyor ve şöyle devam ediyor: “Amaç işçilerin kolaylıkla işçilik alacaklarına kavuşması, kısa yoldan hukukun gerçekleşmesi olsaydı, bir takım önleyici mekanizmalar getirirlerdi. Mesela güçler eşitsiz olduğu için işverenlere daha katı kurallar getirilebilirdi, ‘anlaşmama’ imkânı zorlaştırılabilirdi. Yani diyelim her iki tarafın da anlaşmama hakkı olmalı ama işverenin anlaşmaması halinde dava yoluna gidildiğinde ve haksız çıktığı durumda bir cezai şart veya bir inkâr tazminatı öngörülmeliydi. Böyle bir zorlayıcı mekanizma olabilirdi.”

Arabuluculuk sisteminde işçi ile işverenin neden eşit koşullarda iki tarafmış gibi sunulduğunu şöyle anlatıyor Badem: “İşçi ve işveren gerçekte eşit değiller. İki taraf da eşit gibi görüldüğünde işverenin bundan bir kaybı yok hatta kazancı var. İşten çıkarıldığı andan itibaren işçinin alacakları zaman aşımı baskısı altına giriyor. İşten çıktığı günden itibaren zaman aşımı süreci başlıyor. Arabuluculuk başvurusu yapılacak, görüşmeler bitecek, en az bir ay bunun için geçecek. Arabuluculuk başvurusu tarihinden itibaren faizlerin işlemesi ile ilgili oturtulmuş içtihatlar yok. Faiz ne zaman başlayacak tartışması hâlâ devam ediyor. Çoğu kez dava tarihinden başlatıyorlar. Ben ısrarla arabuluculuk başvuru tarihinden itibaren başlaması gerektiğini yazıyorum evraklarıma çünkü bu engeli önümüze sen koydun. Yoksa ben davamı açmış olacaktım. Teknik olarak bu engeli sen çıkarttın. Ama o yönde çıkarılmış içtihatlar yok. Bir de arabuluculuk başvurusu yapılıyor, anlaşma olmayınca işçi hemen dava açamıyor. Zaman aşımı süresi yine işlemeye devam ediyor. Ama işçi üç beş ay sonra davayı açtı ve diyelim ki bir iki yıl sonra davayı kazandı. Zaman aşımı o sürede işliyor ve yine alacaklarının bir kısmı kaybolmuş oluyor, hak kaybı oluyor. Peki, işverenin bundan bir zararı var mı? Yok. Aksine kârı var. Alacak miktarı düşüyor. Süreç uzadığında o dönemde işleyecek faizler toplanıyor, tek kaybı o oluyor. Ama zaten önemli bir kısım alacaklar zaman aşımına uğradığı için faiz onun yerini tutmuyor.”

Badem, arabuluculuğun işverenlerin elini nasıl rahatlattığına ilişkin bir diğer örneği şu sözlerle aktarıyor: “Anlaşmama halinde işçi dava açtığında ve işveren haksız çıktığında icra inkâr tazminatı gibi, kötü niyet tazminatı gibi bir tazminat ödemek zorunda bırakılmalı. ‘Anlaşamama’ bir cezai şarta bağlansaydı, mesela işverenin asıl borcu 100 bin lira iken yüzde 20’si kadar bir cezai şart düzenlemesi getirilseydi, bu zorlayıcı olabilirdi. O zaman işveren kolaylıkla arabulucu masasını terk etmek istemeyebilirdi. Hiçbir yaptırım yok işverenler için, o yüzden bazıları görüşmelere bile gelmiyor.”

22 Şubat 2020

Son Eklenenler

  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması, önlem almayan patronlara ciddi bir yaptırım uygulanmaması nedeniyle gerçekleşen iş cinayetleri her ay yüzün üzerinde işçinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Haziran...
  • Yeni bir şehirde yaşamayı öğrenebiliriz. Yeni komşularımızla yaşamayı öğrenebiliriz. Dünyanın hiçbir yerinde din, dil, ırk ayrımı yapmadan tüm emekçi kardeşlerimizle bir araya gelip birlikte mücadele etmeyi öğrenebiliriz. Bunlar hayatımızın yeni...
  • Sabah 07.40. Servis geldi, arkadaşımla beraber bindik gidiyoruz SASA fabrikasına. Arkadaşım kendi servislerine binebileceğimi söylemişti. “Yol parası verme oraya gelmek için” demişti. SASA fabrikasını önceden duymuştum ama hiç görmemiştim. Arkadaşım...
  • Sakarya’nın Hendek ilçesindeki Büyük Coşkunlar havai fişek fabrikasında 3 Temmuzda meydana gelen patlama sonucunda 7 işçi yaşamını yitirmiş 126 işçi ise yaralanmıştı. Ayrıntılar belirginleştikçe işçilerin bir kez daha sermayenin kâr hırsının kurbanı...
  • Kıdem tazminatına devlet güvencesi geliyor! Bir gün çalışan işçi dahi kıdem tazminatı alacak! Kıdem tazminatında devrim! Gündemdeki yerini işte bu “müjdelerle” aldı kıdem tazminatıyla ilgili yeni tasarı. Biz işçiler de epey zamandır bu müjdeli...
  • Nejat Elibol Direnen Haliç romanında 1970’li yılları anlatır. Üç fabrikada işçilerin mücadelesinin ve yürüttükleri direnişin öyküsünü aktarır. Olaylar geliştikçe işçilerin değişimini görürüz. Hakları için mücadele ettikçe, birlik olmanın önemini...
  • İktidara geldiğinden beri işçi düşmanı yasaları yapmakta pek mahir olan AKP iktidarı, uzun zamandır peşinde olduğu kıdem tazminatını fon aracılığıyla ortadan kaldırmak için yeniden harekete geçti. Burjuvazi her fırsatta işçi sınıfının mücadelelerle...
  • Bir bilginin veya haberin ya da bir olayın değiştirilip, bozulup, çarpıtılıp çıkar sağlamak amacıyla yeniden dolaşıma sokulmasına dezenformasyon deniliyor. Burjuvalar yüzlerce televizyon kanalını, sayısız gazete ve dergiyi, koca bir troller ordusunu...
  • Kapitalist sömürü düzeninde egemenlerin tek bir gayesi vardır; kârlarını arttırmak ve böylece sermayelerini büyütmek. Bu uğurda yapamayacakları şey yoktur. Onların ne vicdanları, ne ahlakları, ne de insanlıkları vardır, tek kutsalları sermayeleridir...
  • İşçi sınıfının, emekçilerin, ezilenlerin safında yer almış sanatçılarından biri olan Rıfat Ilgaz, 1911’de, yoksul bir ailede, hırçın Karadeniz’in ve dik başlı Ilgaz dağlarının yanı başında doğdu. Yaşadığı döneme savaşlar, devrimler, ayaklanmalar ve...
  • Bir Amerikan hapishanesinde geçiyor Esaretin Bedeli filmi. Suçsuz olduğu halde müebbet hapse mahkûm edilmiş Andy’nin hapishaneden kaçış öyküsünü anlatıyor. Yıllarca dört duvar arasına hapsedilen insanların psikolojilerini, alışkanlıklarını,...
  • Sakarya’nın Hendek ilçesindeki Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikasında 6 işçinin hayatını kaybettiği, 118 işçinin ise yaralandığı patlama sonrası patron örgütü MÜSİAD, fabrikanın sahibi Yaşar Coşkun’a kol kanat germekte gecikmedi. MÜSİAD Genel...
  • Bir tüccar tüm eşyalarını eşeğinin sırtına yüklemiş atının sırtına binmiş ve yeni pazarlar bulmak için şehre doğru yola koyulmuş. Ne at ne de eşek bir ay sürecek zorlu bir yolculuğa çıktıklarının farkındaymış. Başlangıçta bir zorluk görünmüyor, yol...

UİD-DER Aylık Bülteni