Navigation

Buradasınız

Kömür Tutuşunca

Haziran 2010, No: 27

Geçtiğimiz günlerde Zonguldak Karadon’da 30 maden işçisi patronların kâr hırsı yüzünden feci şekilde hayatını kaybetti. Adına iş kazası dediler. İnsan düşünmeden edemiyor, bu madenler ne zamandan beri var? Daha önce de işçiler ölmüş müydü? Hangi koşullarda çalışıyorlar ve hangi hakları kazandılar, koşullarında bir değişme oldu mu? Bugünün koşulları 30 işçinin ölümüyle ortadayken, dün nasıldı neler yaşandı, geçmişten bugüne neler kaldı?

Bütün bu soruların yanıtını, yıllarca maden işçiliği yapmış ve göçük altından kurtulmuş, hastalanmış, sakatlanmış bir işçinin, yine kendi işçi kardeşlerine deneyim aktarmak maksadıyla yazdığı Kömür Tutuşunca adlı kitapta bulmak mümkün. Kitabın yazarı bir maden işçisi Erol Çatma… Çatma, Kömür Tutuşunca adlı kitabında 1965 yılında yaşanan madenci direnişini anlatırken, Türkiye’de madenlerin ve maden işçilerinin tarihinden bilgiler de veriyor. Türkiye’de maden işçiliği Osmanlı’da 1800’lü yılların başında başlayıp günümüze kadar uzanır. Alman, Fransız, İtalyan sermayesi ve el değiştirdikten sonra yerli sermaye muazzam kârlar elde ederken, işçilerin çalışma koşullarının korkunçluğundan yana bir şey değişmez. Zonguldak maden havzasında işçilik uzun bir süre zorunlu olmuştur. Özellikle 1940’larda yoğunlaşan maden işçiliği, köylerinden zorla kopartılıp çalıştırılan ve yaşları 17’yi geçen işçilerden oluşmaktaydı. İşçiler aşırı çalıştırılmaya zorlanırken, sağlık ve iş güvenliği göz ardı ediliyordu. İşçiler babadan oğula aynı “kaderi” yaşayacak, bütün bir havza ve kent, madenci işçilerin aileleri ile dolacak ve maden, onların hem geleceği hem de kâbusları ve ölümleri olacaktı.

Bugün olduğu gibi dün de havasızlık, sürekli solunan kömür tozu, sürekli gürültü, yüksek sıcaklık, yoğun nem işçilerin olağan çalışma koşullarıydı. Bu koşullar işçilerde sırt ve baş ağrıları, kas krampları, hazımsızlık, aşırı yorgunluk gibi fiziksel rahatsızlıklara neden oluyordu. Gerginlik, depresyon, dikkati toplayamama, öfke nöbetleri, sigara ve alkol bağımlılığı gibi problemlere yol açıyordu.

Bu kötü koşullarda çalışan işçiler, 1965 yılına gelindiğinde “artık yeter” demek gerektiğinde kararlıydılar. Bir taraftan güvencesiz ve katlanılmaz çalışma koşullarının devam etmesi, diğer taraftan da ücretlere zam yapılmaması ve işçilere verilmesi gereken liyakat priminin yönetici ve patron yanlısı mühendis ve vardiya amirlerine verilmesi, işçilerin tepesini attıran son nokta olmuştu. İşçiler havzadaki kimi bölgelerde ocaklara inmeyerek “GREV” kararı almışlardı. Ardı ardına Kilimli’de, Gelik’te, Karadon’da ve Kozlu’da işçiler aynı tavrı takınıp birlikte tepki gösterdiler. Devlet yetkilileri her zamanki gibi, işçilerin üzerine jandarmayı salmış ve iki işçi yaşamını yitirmişti. Satılmış Tepe ve Mehmet Çavdar adlı iki grevci maden işçisi jandarma kurşunuyla öldürülmüştü.

Tüm bu olanları devlet yetkilileri, işçilerin dışarıdan kışkırtıldığı yalanı ile meşrulaştırmaya çalıştılar. Zonguldak’a bir günde 10 bin asker dökülmüş, bakan apar topar Zonguldak havzasına gelmiş ve işçileri işe dönmeleri yönünde ikna etmeye çalışmıştı. İşçilerin örgütlü tepkilerinden korkuyorlardı.

Zonguldak 1965 grevi, birçok noktada bir dönüm noktasını oluşturur. İşçilerin birlik olup ocaklara inmeme kararları karşısında sendikal bürokrasi işçileri frenlemeye çalışmıştı. Grev sırasında sendika yöneticilerinin devletle girdikleri işbirlikçi tutum ve iki işçinin ölümüyle sonuçlanan saldırıya göz yummaları, sendikal ayrışmayı derinleştirdi. Başlayan mücadele işçilerin siyasete ilgisini artırmış ve Türkiye İşçi Partisi’ne üye işçilerin sayısında bir artış olmuştu.

Zonguldak’ta iki işçinin ölümü, tüm Türkiye işçi sınıfını etkileyecek gelişmelerin yolunu açtı. Türk-İş’in ve onun tepesine çöreklenmiş bürokratların işçi mücadelesinin neresinde yer aldığı işçilerce sorgulanmaya başlandı. Devam eden senelerde işçi hareketi yükselecek, mücadele sanayi kentlerine yayılacak ve 15-16 Haziran 1970’de büyük işçi direnişi yaşanacaktı.

Aslında maden ocaklarında geçmişten bugüne pek bir şey değişmiş değil. İşçiler ağır çalışma koşullarında, güvenlik önlemleri olmadan, uzun saatler yerin yüzlerce metre derinliklerinde kazma sallamaya devam ediyorlar. Her grizu patlamasında onlarca işçi yaşamını yitirmekte, işçilerin aileleri perişan olmakta ve acılara boğulmaktalar. Bu olanlar bir “kader” değil. İşçilere reva görülen çalışma koşullarını değiştirecek olan işçilerin örgütlü mücadelesidir. 1965’te Zonguldak’ı “grev” sesleriyle inleten madenciler, 1991’de aileleriyle birlikte 80 bin kişiyle Ankara’ya yürüyüşe geçmiş ve egemenlerin yüreğine korku salmışlardır. Ağır çalışma koşullarını ve ölümleri durdurmanın yolu, madencilerin şanlı geçmişindeki mücadeleleri yeniden örgütlemekten geçmektedir.

15 Haziran 2010

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • MESS ile işçi sendikaları arasında sürecek grup toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin başlamasına kısa bir süre kaldı. Yetkili sendikalar işçilerin ücret ve sosyal haklarına yapılmasını talep ettikleri zam oranlarını açıklamaya başladılar. Gerek...
  • General Motors’un Güney Kore’deki 3 fabrikasında çalışan yaklaşık 8 bin işçi, 9 Eylülde greve çıktı. Kore Metal İşçileri Sendikası (KMWU) üyesi işçiler ücret artışı talebiyle üç günlük bir grev gerçekleştirdiler. Arjantin’de Başta kamu çalışanları...
  • 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. Ama darbecilerle ve onları işbaşına çağıran sermaye sınıfıyla davamız kapanmadı. İşçi sınıfının mücadele örgütleri 12 Eylül’ü asla unutmamalı ve unutturmamalı. Çünkü Türkiye işçi...
  • Geçtiğimiz günlerde UİD-DER olarak Cargill direnişçilerini ziyarete gittik. Cargill işçileri Tek Gıda-İş sendikasına üye oldukları için haksız yere işten çıkarılmışlardı. O günden sonra mücadeleye başladılar. Şu an ise 500 günü aşkın bir süredir...
  • Güney Afrikalı binlerce kadın giderek artan kadına yönelik şiddeti protesto etmek için 4 Eylülde sokaklara döküldü. Emekçi kadının ezilmişliğini besleyerek büyüten kapitalist sisteme ve temsilcilerine tepki gösteren kadınlar, eylemlerini Dünya...
  • İngiltere’de South Western Demiryolu Şirketine bağlı çalışan işçiler 30 Ağustosta greve çıktı. İşçiler şirketin istasyonlarda ve trenlerde güvenlik işçilerini işten çıkarma planını engellemek için uzun süredir mücadele yürütüyor. Haziran ayında 5...
  • Geçtiğimiz günlerde yeni yönetimini belirleyen Petrol-İş Sendikası, Cargill direnişini 512. gününde (11 Eylül) ziyaret etti. Genel Başkan Süleyman Akyüz ve sendikanın merkez yöneticileri ile Gebze’deki işyerlerinden gelen işçi temsilcilerinin...
  • Ben özel bir hastanede çalışan, sizler gibi alın terimi, emeğimi ortaya koyarak geçinmeye çalışan genç bir işçiyim. Zorluklara, patronlara ve onların sömürü sistemine karşı mücadele veriyorum aynı sizler gibi… Bağlı olduğum, bundan da mutlu ve...
  • Geçtiğimiz günlerde devlete bağlı işletmelerde çalışan binlerce işçiyi yakından ilgilendiren toplu iş sözleşmesi imzalandı. Türk-İş ile Aile ve Çalışma Bakanlığı arasında imzalanan sözleşmede binlerce işçi sefalet ücretine mahkûm edildi. Binlerce...
  • Daha doğar doğmaz salgın hastalıklara karşı aşılanırız. Verem, çocuk felci, boğmaca, kızamık, tetanos gibi olası hastalıklar karşısında önleyici sağlık hizmeti almış oluruz. Böylelikle daha baştan mikroplara ve virüslere karşı direnç geliştiren...
  • EYT Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği taleplerini haykırmak için 8 Eylülde Tandoğan Meydanında toplandı. Çeşitli illerden binlerce işçi ve emekçi bir araya gelerek emeklilik hakları için mücadelede kararlı olduklarını bir kez daha gösterdiler...
  • Günden güne kadına yönelik şiddet artıyor. Her gün birkaç kadının kocası tarafından silahla vurulduğu, bıçaklandığı haberlerini okuyoruz. Okunan haberlerdeki vahşet önce insanları üzüyor sonra öfkesini artırıyor. İnsanlar, sosyal medyada birkaç şey...
  • Enflasyon gibi işsizlik oranları da kasıtlı olarak düşük gösteriliyor. Aslında ekonomik alandaki tüm veriler, toplumun gözünden saklanıyor. Çünkü gerçeğin tam olarak görülmesi istenmiyor. Siyasi iktidar, verilerle oynayarak ve medyayı kullanarak...