Navigation

Buradasınız

Sizin Sırça Köşkünüz Yok mu?

Ocak 2016, İşçi Dayanışması Bülteni No:94

Bir zamanlar boş gezmeyi iş yapmaktan çok seven üç arkadaş varmış. Bugünden yarına geçinmek, gittikleri yerlerin birinden yüz bulsalar beşinden kovulmak canlarına tak demiş. Alın teriyle kazanıp gönül rahatlığıyla yemeyi de gözleri kesmemiş. Bir gün içlerinden birinin aklına yaman bir fikir gelmiş. Arkadaşlarını peşine takmış, bir memlekete doğru yola çıkmışlar. Elebaşı, arkadaşlarına şehre varınca nasıl davranacaklarını anlatmış. Üç kafadar şehre varmışlar. Bu şehirde herkes çalışır, elinden geleni yaparmış. Herkes eşit ve kardeşçe yaşar, kimse açgözlülük etmezmiş. İnsanlar kavgasız dövüşsüz, efendisiz uşaksız yaşar giderlermiş. Sorunlarını aralarından seçtikleri olgun, güngörmüş kişiler çözermiş. Gündelik işleri, hizmetleri görmek için seçilenler zorbalık etmezlermiş. Bu güzel memleketin insanları mutlu bir yaşam sürerlermiş.

Ama üç kafadarın şehre gelmesiyle bu mutlu yaşantı sona ermiş. Üç kafadar şehre gelir gelmez başlamışlar sokaklarda, pazarlarda dolaşıp insanlara “sırça köşk nerededir?” diye sormaya. Kimse sırça köşkün ne olduğunu bilememiş. “Allah Allah burası ne acayip memleket” demiş üç arkadaş ve çok şaşırmış gibi yapmışlar. Niye şaşırdıklarını soranlara “yahu sizin memleketin sırça köşkü yok mu?” diye sormuşlar. “Aman yarabbi daha sırça köşkün ne olduğunu bilmiyorlar, durulur mu böyle memlekette” diye diye şehrin halkını iyice meraka düşürmüşler. Olay öyle büyümüş ki halk toplanmış. “Anlatın bakalım sırça köşk neymiş, çok lüzumlu bir şeyse biz de yaparız” demişler kafadarlara. Üç arkadaş sırça köşkün ne olduğunu ahaliye ballandıra ballandıra anlatmış. Ahali kendi arasında anlaşıp sırça köşk yapmaya karar vermiş. Üç kafadarın elebaşı “öyle kolay değil sırça köşk yapmak, masraf ister, malzeme ister, işçi ister” demiş. Başka memleketlerden aşağı kalmak istemeyen şehir halkı bunların hepsine tamam demiş. Hesaplar, planlar, işbölümü yapılmış. Sırça köşkün inşaatı başlamış.

İlk kat tamam olunca üç kafadar içine yerleşmişler. Halka “şanınıza layık bir köşk olması lazım, şimdi burayı muhafaza etmek ve büyütmek için işçileri, yiyeceği, malzemeleri arttırın, daha çok çalışın, biz her işinize bakacağız” demişler. Sırça köşkümüz oldu diye sevinen halk daha çok çalışmış. Bir kat daha çıkılınca üç ahbap oraya yerleşmişler, hizmetlerine daha çok adam almışlar. Hem kendileri hem de hizmetlerine bakanlar için halktan daha çok fedakârlık istemişler. Sırça köşk yükseldikçe kafadarlar daha üst katlara çıkmış, köşkün işleri de işleri görenler de artmış. O boğazları doyurmak için çalışan halk tükenmiş. Vergilerin yükünü çekemez olmuş. Tepki gösterenlere, onca şatafata, onca odaya, onca aylağa ne gerek var diye soranlara türlü gerekçeler anlatılmış. Kafadarlar “sayemizde sırça köşkünüz oldu” demişler. İnsanları ikna edip geri göndermişler. Ama halkta da artık sırça köşktekileri doyuracak takat kalmamış. O zaman sırça köşkün adamları gelip herkesin yiyeceğini, giyeceğini zorla almışlar. Ayak direyenleri götürüp sırça köşkün zindan gibi bodrumuna atmışlar. Halk arasında sırça köşkün çok güçlü ve yıkılmaz olduğu, direnmenin nafile olduğu düşüncesini yaymışlar.

Halk açlıktan kırılırmış ama sırça köşkün gözü doymazmış. Son koyunları da alınınca halkın elinde bir şey kalmamış ve insanlar çok öfkelenmiş. Öfkeyi yatıştırmak isteyen elebaşı çıkmış sırça köşkün balkonuna halka seslenmiş. Halkın çok fedakârlık ettiğini ama diğer kentlerin hayran olduğu bir sırça köşke sahip olduklarını söyleyerek insanları avutmaya çalışmış. “Koyunların kelleleri size dağıtılacak” demiş. Kelleler dağıtılmış ama hiçbirinde beyin de dil de göz de yokmuş. Bunun nedenini soranlar çıkmış. Sırça köşkün sultanı haline gelen elebaşı, “beyin, dil, göz size lazım değil, ne bilirsiniz pişirmesini” demiş. Kalabalık içinden öfkelenen bir babayiğit “bize de böyle kafa lazım değil” diyerek kelleyi sırça köşke fırlatmış. Sırça köşkün camları şangırtılar içinde yere inmiş. Kalabalık bundan cesaret almış, kelleleri öfkeyle fırlatıp sırça köşkü tuzla buz etmiş. Üç kafadarı şehrin dışına kadar kovalayıp onlardan kurtulmuş. Şehrin halkı aldatılmanın acısını hiç unutmamış. Bir daha kimsenin tepelerine bir sırça köşk kurmasına izin vermemiş. İhtiyarlar gençlere “sakın sırça köşk kurmayın, kurulursa da yıkılmaz sanmayın” diye öğütler vermiş. Şehrin halkı eski mutlu yaşantısına geri dönmüş.

Sabahattin Ali, bu güzel masalı çocukları uyutmak için değil insanlar ders çıkarsın diye anlatmış. Sırça köşklerde yaşayıp bize sefaleti reva görenler, “sizin itibarınız için hiçbir masraftan kaçınmıyoruz” diyenler bir düzen kurmuşlar. Ama o düzen yıkılmaz bir düzen değil. Yeter ki sırça köşkleri inşa edenler yani işçiler birlik olsunlar ve beyinlerini, dillerini, gözlerini susturup kör etmek isteyenlere karşı mücadele etsinler.

22 Ocak 2016

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Birleşik Metal-İş üyesi binlerce işçi, 19 Ocakta Gebze’de MESS dayatmalarına karşı coşkulu bir miting gerçekleştirdi. Saat 11.00’de Gebze Trafo Meydanı’nda toplanan metal işçileri, “Metal işçisinin sabrı taştı! Çocuklarımız için grev! Haklarımız...
  • 86 fabrikada 130 bin işçiyi kapsayan metal işkolundaki grup toplu iş sözleşmesi, MESS’in dayatmaları nedeniyle anlaşmazlıkla sonuçlanmıştı. Haftalardır kitlesel basın açıklamaları, iş bırakma eylemleri ve yürüyüşler gerçekleştiren on binlerce metal...
  • “MESS dayatmalarına sabrımız taştı” diyen, yaptıkları eylemlerde “grev” diye haykıran metal işçileri Gebze’de buluşuyor. Birleşik Metal-İş üyesi binlerce işçi, 19 Ocak Pazar günü Gebze’de bir araya gelerek MESS dayatmalarına karşı seslerini...
  • Öyle zamanlardan geçiyoruz ki doğru bildiklerimiz yanlış, yanlış bildiklerimiz doğru addedilir oldu. Namuslu, dürüst olmak enayilik, saflıkmış gibi yansıtılıyor. Gerçekler bilinçli bir şekilde ters yüz ediliyor. İnsanı insan yapan kıymetli...
  • İstanbul/Bakırköy Belediyesi’nde çalışan işçiler ve kamu emekçileri toplu sözleşmenin uygulanmaması, sosyal haklarının verilmemesi ve ücretlerin geciktirilerek ödenmesine karşı eylem yaptı. Belediye-İş Sendikası İstanbul 2 No’lu Şubenin çağrısıyla...
  • Hesabını bilmek, her işçi için önemlidir. Tabi bunun için az da olsa matematikten, dört işlemden anlamak gerekir. İlkokul yıllarımda ve daha sonrasındaki okul hayatımda, tıpkı benim gibi matematikten pek de haz etmeyen arkadaşlarımın yaptığı gibi,...
  • Çocuk denildiğinde muhtemelen hemen herkesin aklına masumiyet ve saflık gelir. Çocukluk leke tutmaz bir dönemidir insanın. Çirkinlikler, kötülükler çocuklara yakıştırılmaz, çocuk hep hoş görülür. Oynanan oyunların etkisiyle yıpranmış, kirlenmiş...
  • Petrol-İş Sendikası İzmir Şubesinin örgütlü olduğu rüzgâr türbini kanadı üreten TPI Kompozit’in T1 ve T2 işletmelerinden 3’er işçi işten atıldı. Atılan işçilerden birisinin sendika temsilcisi, bir kısmının ise delege olduğu öğrenildi. ABD menşeli...
  • Nâzım Usta’nın dediği gibi “Bir yara açıldığında hücreler onu kapatmak için bir araya gelir. Bunu yapmasalar vücut ölür. Bir yara var ve bizim bir araya gelmemiz gerekiyor…”
  • Metal işkolundaki grup toplu sözleşme sürecinde işveren sendikası MESS’in dayatmaları karşısında işçiler boyun eğmiyor, mücadele ediyor. Üç yıllık sözleşme süresi, esnek çalışma ve sefalet zammı dayatan MESS’in, ücret zammı teklifini ilk altı ay...
  • Geçtiğimiz yılın son günlerinde 2020 yılının bütçesi Mecliste görüşüldü. MHP ve AKP milletvekilleri Mecliste çoğunluk olduğu için, muhalefetin tüm itirazlarına rağmen bütçe kabul edildi. Aslında bu tartışmalar Saray’ın harcamalarının açık seçik bir...
  • Ben işçiyim, kadınım, insanım./ Her canlı gibi ben de uyurum, uyanırım/ Her sabah erken kalkarım./ İşe geç kalmamak için/ Hızlı adımlarla koşarım, sizin gibi/ Evet, dedim ya ben de sizin gibi insanım.
  • Fransalı işçi ve emekçiler, hükümetin emeklilik yaşının yükseltilmesini ve maaşların düşürülmesini hedefleyen saldırısına karşı 5 Aralıktan bu yana mücadele ediyorlar. Eğitim, sağlık, ulaşım, hizmet ve daha birçok sektörden genç, yaşlı yüz binlerce...