Navigation

Buradasınız

Bu Zehri İçmeyelim!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 144
Eskiler ne güzel söylemiş: Ateş düştüğü yeri yakar! Yaşamayan bilmez! Yine de biz insanız, başkasının acısı ile üzülmek, kederini paylaşmak gibi hasletlerimiz var. Gel gelelim televizyonlardan, gazetelerden, ülkeyi yönetenlerden, siyasetçilerden gece gündüz dinlediğimiz yalanlar bizi zehirleyebiliyor. Egemenler o kirli dilleriyle bizi vicdansızlıklarına, ikiyüzlülüklerine ortak edebiliyorlar. Başkasının acısıyla acılanmayı unutmamıza, mağduru zalim, zalimi mağdur zannetmemize neden oluyorlar.

Eskiler ne güzel söylemiş: Ateş düştüğü yeri yakar! Yaşamayan bilmez! Yine de biz insanız, başkasının acısı ile üzülmek, kederini paylaşmak gibi hasletlerimiz var. Gel gelelim televizyonlardan, gazetelerden, ülkeyi yönetenlerden, siyasetçilerden gece gündüz dinlediğimiz yalanlar bizi zehirleyebiliyor. Egemenler o kirli dilleriyle bizi vicdansızlıklarına, ikiyüzlülüklerine ortak edebiliyorlar. Başkasının acısıyla acılanmayı unutmamıza, mağduru zalim, zalimi mağdur zannetmemize neden oluyorlar.

bugün bazı anne-babalar koronavirüs korkusuyla çocuğunun üzerine titriyor, o çocuğu sokağa çıkarmıyor. Ama aynı anne-babalar çocuğuna bir gelecek vermek için savaştan kaçan, Türkiye’ye gelen insanları anlayamayabiliyor. Yoksul emekçiler, Suriye’de savaş çıkaranlara değil, Suriyeli mültecilere öfke duyabiliyor.

Mesela bugün bazı anne-babalar koronavirüs korkusuyla çocuğunun üzerine titriyor, o çocuğu sokağa çıkarmıyor. Ama aynı anne-babalar çocuğuna bir gelecek vermek için savaştan kaçan, Türkiye’ye gelen insanları anlayamayabiliyor. Yoksul emekçiler, Suriye’de savaş çıkaranlara değil, Suriyeli mültecilere öfke duyabiliyor. Savaşın nedenlerini sorgulamak yerine “niye ülkemize geldiler, burada işleri ne?” diye sorabiliyor. Türkiye-Yunanistan sınırına yığılan binlerce insanın neden orada olduğunu, ne yaşadığını düşünmeden “defolsunlar” diyebiliyor! Oysa medyanın ve ikiyüzlü siyasetçilerin zehirli yalanları olmasa elimizi vicdanımıza koyup düşünür; “kaçtılar, ülkelerini savunmadılar, defolsunlar, nankörler” demeden önce kendimizi onların yerine koymaya, yaşanan felaketi anlamaya çalışırdık.

Suriye’de 9 yıldır, kılıçlarla, kalkanlarla, tüfeklerle değil, en yıkıcı, en öldürücü, en son teknoloji silahlarla bir savaş yürüyor. Yüzlerce kilometre öteden ateşlenen füzeler yiğit, korkak, çocuk, kadın ayırmıyor. Kanlı katliam çeteleri acımasızca ölüm saçıyor. Bu savaşın arkasında Ortadoğu’yu paylaşmak isteyen emperyalist güçler ve aç gözlü bölge ülkeleri var. Bu güçler savaşın bitmesi için değil daha da harlanması için çalışıyor, dehşeti, yıkımı büyütüyorlar. Mesela dün “Emevi Camiinde namaz kılacağız” diyerek savaşı körükleyenler bugün “şehitler tepesi boş kalmayacak” diye haykırıyorlar. Suriyeli yoksul halkın acılarını da oralara savaşa gönderilen gençlerin canını da umursamıyorlar.

Küresel ısınma nedeniyle toprağı, suyu kalmayan milyonlar göçmen olup yollara düşüyor. Bu insanlar da, mülteci Suriyeliler de suçlu değil mağdurdur! Bu insanlar nankör olduklarından değil, karınlarını doyuracakları bir iş, evlatlarını gönderecekleri bir okul, gidebilecekleri hastaneler, başlarında bir çatı, evlerinde elektrik, su olsun, yaşam sürsün diye gitmek istiyorlar. Çocuklarının bomba sesleriyle bölünmeyen uykular uyumasını, güvende olmasını istiyorlar.

Savaş başlamadan önce Suriye’nin nüfusu 22 milyondu. Bombalar koronavirüsten kat kat daha fazla can aldı. 7 milyona yakın insan hayatta kalabilmek için ülke içinde yer değiştirdi. 5 buçuk milyondan fazla insan ülke dışına çıkmak zorunda kaldı. Türkiye’de egemenler kendi çıkarları uğruna sınırları açtılar ve milyonlarca Suriyeliyi ülkeye aldılar. Türkiyeli işçi ve emekçilere sefaleti reva gördükleri gibi Suriyeli emekçileri de kendi kaderlerine terk ettiler. İki ülkenin emekçilerini karşı karşıya getirdiler. Suriyelileri mülteci statüsüne almadılar. İşsizliğe, düşük ücretlere, yüksek kiralara, aşağılanma ve nefrete maruz bıraktılar. Sonra da Avrupa’ya şantaj yapmak için “sınırları açtık, haydi gidin” dediler. Binlerce insanı günlerce soğuk toprak üzerinde aç, susuz, battaniyesiz, tuvaletsiz beklettiler. İnsanlara önce ümit verdiler sonra o ümitleri birer birer söndürdüler.

Bugün öyle bir dünyada yaşıyoruz ki sadece Suriyeliler değil on milyonlarca insan göçmen ya da mülteci durumunda. Meksika-ABD sınırında on binlerce insan duvarları aşıp ABD’ye geçmek için bekliyor. Günyüzü görmeyen Afrika ülkelerinden, Afganistan’dan, Pakistan’dan, İran’dan çıkıp yeni bir yaşam ümidiyle Avrupa’ya, Amerika’ya gitmek isteyen insanlar engelleniyor. Küresel ısınma nedeniyle toprağı, suyu kalmayan milyonlar göçmen olup yollara düşüyor. Bu insanlar da, mülteci Suriyeliler de suçlu değil mağdurdur! Bu insanlar nankör olduklarından değil, karınlarını doyuracakları bir iş, evlatlarını gönderecekleri bir okul, gidebilecekleri hastaneler, başlarında bir çatı, evlerinde elektrik, su olsun, yaşam sürsün diye gitmek istiyorlar. Çocuklarının bomba sesleriyle bölünmeyen uykular uyumasını, güvende olmasını istiyorlar.

İnsanlar tarih boyunca bu gibi nedenlerle göç yollarına düşmüştür. Bizler de “vatan insanın doğduğu yer değil, doyduğu yerdir” demez miyiz? Pek çoğumuz iş bulamadığımız zaman büyük kentlere, bazılarımız yabancı ülkelere göçeriz. Yazın memleketlerimize gitsek de kışın daha iyi ısınabilmek, hastaneye daha kolay gidebilmek için büyük kentlere geri döneriz. Çalışmak için Avrupa’ya gidebilenlerin şanslı olduğunu düşünürüz. Bin yıl önce Orta Asya’dan Anadolu’ya göçmüş olmakla övünürüz. O halde kapitalist egemenlere değil de çaresiz insanlara öfke duymak niye?

Kardeşler, egemenler bizi aldatmak, milliyetçilikle zehirlemek istiyorlar. Gelin bu zehri içmeyelim! Gelin işçi ve emekçilerin düşmanlarının oyunlarını birlikte bozalım!

25 Mart 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...

UİD-DER Aylık Bülteni