Navigation

Buradasınız

Hatice Yurttaş ile İş Cinayetleri Üzerine Röportaj

Derneğimizin “İş Kazaları Kader Değildir, İşçi Ölümlerini Durduralım!” kampanyası devam ediyor. Bu kampanya kapsamında yakınlarını iş kazalarında kaybetmiş ailelere ulaşmaya devam ediyoruz. UİD-DER Kadın Komitesi de bu kampanyada aktif görev alıyor ve iş kazalarına karşı duyarlılığı arttırmak için işçi ailelerine ulaşıp onların seslerini duyurmaya çalışıyor. Aşağıda UİD-DER Kadın Komitesi’nin, ablası Gülseren Yurttaş’ı iş cinayetinde kaybetmiş olan Okan Üniversitesi Okutmanı Hatice Yurttaş ile yaptığı röportajı yayınlıyoruz. Hatice Yurttaş, ablasını kaybetmesinin ardından başlattığı mücadeleyi sürdürüyor ve bu mücadeleyi ablasının o dönemde 9 yaşında olan çocuğu için, annesi ve babası için, kardeşleri için yürüttüklerini belirtiyor ve ekliyor: “Bilinçlenmeye ihtiyacımız var!”

“İş Kazaları Kader Değildir, İşçi Ölümlerini Durduralım!” sloganıyla bir kampanya yürütüyor ve yakınlarını iş kazalarında kaybeden ailelerin acısını başka işçi ailelerinin yaşamaması için mücadele ediyoruz. Siz de ablanızı iş kazasında kaybettiniz. Bize kazanın nasıl gerçekleştiğini anlatır mısınız?

Ablam Gülseren Yurttaş harita mühendisiydi. 1 Eylül 2007’de Harita Mühendisleri Odası’nda şube müdürü olarak yürüttüğü görevi bırakıp Detek Deniz Ticaret Ltd. Şti.’nde harita mühendisi olarak işe başladı. Melen projesini alan bir şirket bu. Taşeron firma. Melen projesi kapsamında Salacak-Sarayburnu boğaz geçiş hattını yapıyor. 27 Eylül 2007’de de vinç devriliyor. Vincin piminin paslanma ve yıpranmadan dolayı kırılması ve boom denilen taşıyıcı kolun düşmesi sonucu vinç devriliyor. Bu arada vincin alanında Ali Ener Ediz var, Detek'in sahibi. Ablam onun yanına gidiyor bir şey sormak için. O sırada adamın telefonu çalıyor, biraz uzaklaşıyor. O arada pim kırılıyor ve boom düşüyor, ablam hayatını kaybediyor orada. Böyle bir kaza yaşanıyor. Bilirkişi raporlarında zaten açık olarak vincin devrilmesinin sebebi yazıyor. Tartışmaya açık bir durum yok yani. İş güvenliği kanunları da açık aslında. Vinç alanında kimsenin olmaması gerekiyor. Vinç çalışırken o alanın boşaltılması gerekiyor. Bunlar tabi ki yapılmamış.

Kazadan sonra nasıl bir hukuksal süreç başladı?

Bu süreçten sonra hukuksal mücadele başladı. İki tane dava açıldı. Biri kamu davası. Bunu zaten ölümlü kazalarda devlet otomatik olarak açıyor ve aile ile isteyen kurumlar müdahil olabiliyor. Kamu davası 3,5 yıl sonra, 2010 yılında sonuçlandı. Ancak adı aslında ceza davası olmasına rağmen bir ceza çıkmadı denebilir. Çünkü çıkan ceza komik bir ceza. 18 bin lira para cezası verildi. 10 taksitle ödenecek bu para. Normalde kanunda “5 yıla kadar hapis cezası verilir” denmesine rağmen, böyle bir ceza verilmiyor maalesef. Kişinin sabıkası yoksa otomatik ceza indirimine gidiliyor ve hapis cezası para cezasına çevriliyor. Arkasından tazminat davası açtık. Kamu davasıyla paralel yürüyen bir dava bu. Tazminat davası 2 yıl önce sonuçlandı. Temyize gittik ve temyiz sonucu yeni geldi. Bozuldu. Ablamın oğlu vardı 9 yaşındaydı, şimdi 14 yaşında. Annem, babam ve kardeşler adına açtık bu davayı. Şimdi tekrar yargılama süreci başlayacak, iş mahkemesinde. Bu da 5,5 yıldır devam eden hukuksal sürecin bir 3 yıl kadar daha devam etmesi demek oluyor. Böyle bir sürece girdik.

Hatırladığımız kadarıyla ablanız orada çalışırken, çevresindeki pek çok insana çalıştığı yerde iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını ifade etmiş…

Tabii. Ablam zaten orada işe başladığı zaman bana, anneme, arkadaşlarına “kelle koltukta çalışıyoruz. İnanılmaz, rastgele iş yapılıyor, insanların iş güvenliği yok” demişti. Hatta bununla ilgili Kutay İnşaat’ın (İSKİ’den projeyi taşeron olarak alan asıl şirket) şantiye şefi Kürşat Özarslan’la iş güvenliği önlemleri ile ilgili ciddi sıkıntılar olduğunu konuştuğunu, her an kaza olması olasılığı olduğunu, bununla ilgili çalışma yapmak gerektiğini konuştuğunu söylemişti. Ama şantiye şefi umursamamış. Ablam çok disiplinli bir insandı. Bir başka şirkette çalışan bir arkadaşından “İş güvenliği ile ilgili neler yapıyorsunuz? Nasıl bir süreç işletiyorsunuz?” diye sorarak dosyaları alıp bunlar üzerinden tekrar şantiye şefi ile konuşmuştu. Yani bu 27 günlük sürede ablam iş güvenliği ile ilgili bir mücadele veriyordu aslında. O kadar göz göre göre oldu ki bu kaza! Burada iş güvenliği önlemlerin alınmadığını, her an bir kaza olabileceğini defalarca anlattıktan sonra kendisi hayatını kaybetti. Bunun üzerine bile Kürşat Özarslan, sanık durumunda mahkemede “bizim bir kusurumuz yok, suç kendisinindir, orada olmasaydı” diyebildi! Sadece bu değil, bütün kazalarda aynı şeyler yaşanıyor. Bu kazalar mucizevî şeyler değil sonuçta. Bu pim uygun değilse, demek ki kullanılmaması lazım. Kazanın olduğu gün vincin altında 30-40 kişi çalışıyormuş. Normalde kimsenin vincin olduğu alanda çalışmıyor olması lazım. Şantiyeden kamera görüntüleri var elimde. Kaza yaşandıktan sonra hiçbir değişiklik olmadan, hiçbir iş güvenliği olmadan şantiye çalışmaya devam etti. Aynı tehlikelerle başka insanların hayatını tehlikeye atarak o projeyi bitirdiler. Melen projesinin Sarayburnu şantiyesi, iş bittikten sonra kapandı. Ölümlü kaza olmasına rağmen hiçbir değişiklik yapılmadı orada.

Hiçbir iş güvenliği önlemi alınmadı mı kazadan sonra şantiyede?

Hayır alınmadı. Dediğim gibi, aynı şekilde çalışmaya devam etti. Etrafınızda da görürsünüz bunu. Bir vinç çalışıyorsa etrafında insan olmaması lazım. Uygun değilse uygun hale getirmek gerekir şantiyeyi. Yoksa insanların hayatını riske atmış oluyorsunuz. Birçok insan ölmesine rağmen hâlâ böyle bir uygulama yok.

Dava açılmış ve devam ediyor olmasına ve orada ihmal olduğu ortada olmasına rağmen herhangi bir önlem almadan şantiye çalışmaya devam etti yani.

Hatta bir de ceza indirimi aldılar. Normalde 5 yıl hapis cezası alması gereken insanlar daha önce sabıkaları olmadığı için ve üstelik %90 kusurlu oldukları belli olmasına rağmen hapis cezası para cezasına çevrildi.

Uzun zamandır verdiğiniz bir hukuksal mücadele var. Türkiye’deki hukuk sistemi iş kazaları konusunda nasıl işliyor?

Bence iş kazalarındaki ölümlerin önlenememesinin sebebi bunun caydırıcı bir cezasının olmaması. Dava açılıyor ama aslında bu bir suç olarak görülmüyor. Bir insan %90 kusurlu olduğu halde hapis cezası almıyorsa –ki burada ölümle sonuçlanan bir kazadan bahsediyoruz– ve bu adam mahkemeye çıkıp “Benim bir kusurum, ihmalim yok; bu ölen kişinin kendi kusurudur” derken, bunu savunan bir avukat çıkıyorsa ve hâkim bu insanlara ceza indirimi uygulayıp doğru düzgün bir ceza vermiyorsa eğer, ortada bir suç yok demektir. Bu şekilde iş kazalarını engelleyemezsiniz. Ciddi bir hukuk mücadelesinin verilmesi gerekiyor. Bana göre henüz kazalar olmadan alınması gereken önlemler var. Ama bir de bu işin kaza olduktan sonrası var. Kaza olduktan sonra bir bedel ödenmiyorsa eğer kimse kazaları önlemek için fazladan masraf yapmayacak demektir. Örneğin, bu şirket önlem alabilirdi. İnsanların güvenli bir şekilde çalışmalarını sağlayabilirdi. Ama bu o projenin biraz daha geç teslim edilmesi, biraz daha masraflı olması anlamına gelecekti. Niye böyle bir şey yapsın? Bunun bir bedeli yok ki! Biz 5,5 yıldır bu sürecin içerisindeyiz. Hâlâ ortada bir ceza yok. Niye adam uğraşsın bununla? Uğraşmıyor, aynı şekilde devam ediyor.

Burada hâkimlerde, avukatlarda yani hukuksal sürecin parçalarında çok ciddi bir sıkıntı var. Bunu bir suç olarak görmeleri lazım. Kanunun uygulanması lazım. Var olan kanunlar uygulanmıyor. Yaptırım yoksa eğer bir şey sağlayamazsınız.

UİD-DER Kadın Komitesi derneğimizin kampanyasında aktif görev alıyor ve kadın işçileri de işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda, meslek hastalıkları konusunda bilinçlendirmeye çalışıyor. Siz hem bir kadın olarak hem de yakınını iş kazasında kaybetmiş bir insan olarak bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Bilinçlenmeye ya da hayatımızı değiştirmeye, farklı şekilde yaşamaya ihtiyacımız var. Bunun için de birazcık hayata bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Kader gibi kavramlarla değil, biraz daha mantıklı bakarsak hayata ve biraz daha değer verirsek insan hayatına, birbirimize saygı çerçevesinde yaşarsak bunların önleneceği kesin. Dediğim gibi, ablam o şirkette çalışmaya başlamadan önce orada iş güvenliği önlemi alınmadığını söyleyen kimse niye yoktu? Ya da ablam şantiye şefi Kürşat Özarslan’a söylediği zaman niye dikkate alınmadı? Burada bakış açısında ciddi bir sıkıntı var. Bu konuda değişmemiz gerekiyor. Ama bu herkes için geçerli. Hayatın her alanında insan hayatına, karşımızdaki insana saygı duyarak yaşamayı öğrenmemiz lazım.

İşverenler işçileri iş kazalarının kader olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. Sizce iş kazaları bir kader mi?

Kader zaten muğlâk bir kelime. Dinsel bir kelime. Dini anlamı var. Bunun zaten bu konuyla hiç alakası yok diye düşünüyorum. Yani pim kırılmışsa eğer “bu pim niye kırıldı?” diye bir mühendise sormak gerekiyor. Adam kader derken kendi çıkarını savunuyor. Niye tazminat ödesin ya da hapis cezası alsın? “Kader” diyor, “keşke olmasaydı, başın sağ olsun” diyor geçiyor adam. Kendi çıkarı sonuçta!

Peki, iş kazaları önlenebileceği halde neden önlenmiyor?

Bedeli yok çünkü. Benim iş güvenliği almak için güvenli bir çalışma ortamı sağlamak için bir sebebim olması lazım. Sonuçta bu adam para kazanmak için yapıyor o işi. Vatana, millete hayırlı uğurlu olsun diye yapmıyor kimse işini. Bu adam da niye böyle bir masraf yapsın, bir bedeli yok. 5,5 yıl geçti, dava hâlâ sonuçlanmış değil. Hâlâ kimse bir bedel ödemiş değil. Herkes hayatına devam ediyor.

İş kazaları nedeniyle acı yaşamış bir insan ve bir akademisyen olarak İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın iş kazalarını önlemek için yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

Yasa yeterli bir yasa değil. Hukuk uzmanları var, onlar zaten bu konuda çalışma yapıyorlardır. Yeterli değil ama mükemmel bir yasa da olsa onları uygulayacak insan lazım, hâkim lazım, avukat lazım. Bir de işin yorumlama kısmı var. Yasayı nasıl yorumlayacaksınız ve nasıl uygulayacaksınız. Asıl mesele orada başlıyor diye düşünüyorum. Sonuçta hiç kimse anayasayı ya da ceza hukukunu eline alıp yaşamıyor. Yasalar bakış açısını değiştirerek, iş kazalarını, ölümlü kazaları engellemek amacıyla, böyle bir bakış açısıyla yorumlandığı takdirde farklı bir ülkede yaşıyor olurduk diye düşünüyorum. Avukat orda çıkıp “bizim suçumuz yok” diyebiliyorsa, bir hâkim de bu insanı dinleyebiliyorsa bir mahkemede ve bir aileyi de 5,5 yıldır bu mahkeme salonlarında süründürebiliyorsa...  Yasalar önemli ama biz nasıl uyguluyoruz, nasıl yorumluyoruz bu da önemli.

UİD-DER’in kampanyasında öne çıkardığı bir dizi talep var. Bu talepler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Yerinde talepler. Bunların mücadelesini vermek gerekiyor.

Emekçi kadınların, işyerleri dışında evde ve sokakta, günlük hayatın her alanında yaşadığı pek çok sorun var. Siz bir kadın olarak bu sorunların çözümünü nerede görüyorsunuz?

Bu sorunların çözümünü mücadelede görüyorum. Bireysel, toplumsal, örgütsel ölçekte her anlamda mücadele vermek gerekiyor. Çok kollu bir mücadele... Birçok yönden mücadele vermek gerekiyor. Kadınların kendilerine güvenmeleri ve birbirlerine iyi davranmaları da önemli bir faktör. Kendimizi sevmeyi, kendimize güvenmeyi ve birbirimizi de sevmeyi öğrenmemiz lazım. Kadın olmak her zaman daha zor. Kadınlar çok sözü dinlenilen bireyler olmuyorlar genelde işyerlerinde. Ama bizim de birazcık konuşmayı, sözümüzü dinletmeyi öğrenmemiz, mücadele etmeyi öğrenmemiz gerekiyor.

24 Nisan 2013

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Kaz Dağlarında altın arayan Alamos Gold adlı Kanadalı şirket ve onun yerli ortağı Doğu Biga Madencilik, şu ana kadar 200 bin civarında ağacı kesmiş ve doğada büyük bir tahribata yol açmıştır. Bu şirketler, siyanürle altın arıyor ve yerin altını...
  • Bursa Orhangazi’de bulunan Cargill fabrikasında Tekgıda-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten çıkarılan işçilerin mücadelesi sürüyor. 10 Temmuzda görülen işe iade davasının karar duruşmasında, mahkeme 14 işçinin haksız yere işten atıldığına ve...
  • Haksızlıklar karşısında susmayanlar için söylenen bir söz vardır, “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.”  Bu topraklarda nice yazar, çizer, aydın, devrimci ve demokrat kişiler burjuvazinin ve faşist rejimlerin hedefi haline gelmiş, ama aydınlık...
  • Geçen gün bir internet sitesinde rastladığım haberde şöyle yazıyordu: “İşçi istifa etse de yıllık izin ücretini alabilecek!” Habere göre Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, kullanılmayan yıllık izinlerin ücrete dönüşmesiyle alakalı emsal nitelikte bir karar...
  • Merhaba arkadaşlar, bizler UİD-DER’in yetiştirdiği işçi, emekçi gençleriz. UİD-DER sitesinde emekçi kadınların ve sonrasında gençlerin yazdığı mektup bizlere de cesaret verdi. Bu nedenle Esenyurt’lu gençler olarak sizlerle kendi duygularımızı...
  • Yine bir üniversite sınavını ve tercih dönemini geride bıraktık. Milyonlarca genç, gelecek hayalleriyle beraber girdi sınava. Şimdi yüz binlerce öğrenci üniversitelere yerleşmiş olacak ve milyonlarcası ise umudunu bir başka bahara bırakırken,...
  • 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 20 yıl geçti. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen, depreme karşı gerçek anlamda önlem alınmış değil. Her an olabilecek büyük İstanbul depremi sırasında halkın toplanması için boş bırakılan alanlara da AVM’...
  • Portekiz’de yakıt tankeri sürücüleri, 12 Ağustosta ülke genelinde süresiz genel greve çıktı. Tehlikeli Malzeme Taşıyıcıları Ulusal Sendikası’na (SNMMP) üye işçiler, maaş zammındaki anlaşmazlık nedeniyle kontak kapattı. Kosta Rika’daki devlet...
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 15 Ağustos 2019 günü Mayıs 2019 dönemi Hanehalkı İşgücü Araştırmasını açıkladı. DİSK-AR hem TÜİK hem de İŞKUR’un Haziran 2019 verilerini değerlendirdi.
  • Yerel seçimlerin üzerinden bir hayli zaman geçmesine rağmen el değiştiren belediyeler üzerinden ortaya çıkan yolsuzluklar, haksızlıklar ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Önceki belediye başkanlarının yaptıkları yolsuzluklar, haksızlıklar, kirli...
  • KHK ile kadroya geçirilen işçiler de dâhil edildiğinde, yaklaşık 500 bin işçiyi ilgilendiren kamu toplu iş sözleşmesi (TİS) imzalandı. Türk-İş ve AKP hükümeti arasında bayramın ikinci günü yapılan bir toplantıda imzalanan sözleşmeye göre, 2019’un...
  • Merhaba işçi kardeşlerim. Sizlere çalıştığım işyerindeki bir sohbeti aktarmak istiyorum. Ama konuya geçmeden önce, İşçi Dayanışması’nda çıkan bir yazıyı hatırlamak istiyorum. Yazının adı “Elma Hadisesi” idi. Yazıda 70’li yıllarda, bir fabrikadaki...
  • Merhaba dostlar! Geçtiğimiz günlerde uidder.org’da çıkan “Emekçi Kadınların Gözünden UİD-DER” başlıklı bir mektup okuduk. Çok geçmedi “İşçi Sınıfının Gençlerinin Gözünden UİD-DER” başlıklı Sefaköy’den bir grup genç arkadaşımızın sıcacık duygularını...