UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Seçimlerin ve Metal Fırtınasının Sonuçları

Haziran 2015, No:87

Türkiye tarihinin en kritik seçimlerinden biri sonuçlandı. Seçimlere giderken metal işçilerinin başlattığı mücadele fırtınası da devam ediyordu. Bu mücadele, diğer sektörlerdeki işçileri de etkileyerek her geçen gün genişliyor. İşçi Dayanışması’nın bu sayısında hem seçim sonuçlarının anlamını hem de metal işçilerinin estirdiği fırtınayı işçi sınıfının penceresinden ele alıyoruz.


Kendi Gücüne Güven, Kendi Sınıfın İçin Birleş!

Türkiye tarihinin en kritik seçimlerinden biri sonuçlandı. Seçimlere giderken metal işçilerinin başlattığı mücadele fırtınası da devam ediyordu. Bu mücadele, diğer sektörlerdeki işçileri de etkileyerek her geçen gün genişliyor. İşçi Dayanışması’nın bu sayısında hem seçim sonuçlarının anlamını hem de metal işçilerinin estirdiği fırtınayı işçi sınıfının penceresinden ele alıyoruz. Evet, biz her türlü gelişmeye işçi sınıfının cephesinden bakıyor ve işçilerin çıkarları temelinde yorumluyoruz.

Bu seçimlerin temel iki yönü var aslında: 13 yıl aradan sonra AKP, tek başına hükümet kuracak bir çoğunluk elde edemedi. Çok açık ki halk; AKP’ye ve başkan olmak, tüm devlet gücünü elinde toplamak, canının istediği gibi ülkeyi yönetmek isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a net bir mesaj vermiş oldu, önünü kesti. HDP ise, 6 milyon kişinin oyunu alarak son derece anti-demokratik olan seçim barajını yıktı.

CHP yerinde sayarken, MHP oylarını belli ölçüde arttırdı. Dönüp seçim sonuçlarını ayrıntılı bir incelemeye tâbi tuttuğumuzda, işçi-emekçi kesimlerden en çok oy alan partinin AKP olduğunu görüyoruz. Evet, AKP’nin oyları 10 puan gerilemesine rağmen hâlâ %40 düzeyindedir. Aslında bu çelişkili bir duruma ve işçilerin örgütsüz olmasına işaret ediyor. Çünkü son 13 yılda sermayenin politikalarını hayata geçiren ve işçilerin haklarına saldıran AKP hükümetidir.

AKP’li bakanlar her ağızlarını açtıklarında Türkiye’yi aynı Çin gibi ucuz işgücü cennetine çevireceklerini söylüyorlar. Bunu büyük ölçüde başardılar. Son 13 yıl içinde işçi sınıfının çalışma koşulları fazlasıyla ağırlaştı, işçilerin yaşam koşulları kötüleşti. Taşeronluk, esnek çalışma, kısa süreli sözleşme uygulamaları AKP tarafından yasalaştırıldı. Taşeronluk sistemi ve güvencesiz çalışma aldı başını gitti. Özellikle 2008-9 krizi fırsat bilinerek işçi ücretlerine ağır bir darbe indirildi. İkramiye gibi kazanımlar, çeşitli sosyal haklar gasp edildi, emeklilik yaşı ve iş saatleri uzatıldı. Maliyetleri düşük tutmak isteyen patronlar iş güvenliği önlemlerini almadıkları ve AKP ise gerekli denetimleri yapmadığı için son 13 yılda 15 bin işçi iş kazalarında/iş cinayetlerinde yaşamını kaybetti. İş cinayetleri durmaksızın devam ediyor.

Uzun yıllar sonra çok büyük bir işçi uyanışı yaşanıyor. Bu uyanışı örgütlü bir biçime kavuşturmalıyız. İşçiler olarak kendi sınıf çıkarlarımız temelinde bir araya gelmeli ve sömürüye karşı mücadele etmeliyiz.

Buna karşın patronların sermayesi büyüdükçe büyüdü. AKP kendi etrafında onlarca sonradan görme sermayedar yarattı. Dolar milyarderlerinin sayısı 4’ten 50’ye yükseldi. Devlet gücünü elinde tutanlar lükse ve şatafata boğuldular. Emekçiler yarını nasıl getireceklerini düşünürken, Erdoğan, kendisine dünyanın en büyük ve en pahalı devlet başkanlığı saraylarından birini yaptırmaktan geri durmadı. Maliye Bakanı utanmadan çıkıp, son derece pahalı olan makam araçları için “bunlar çerez parası” diyebildi. Üretilen toplam toplumsal gelirin çok büyük bir kısmına bir avuç patron el koyarken, milyonlarca işçi-emekçi yoksulluk koşullarında kıvranmaya devam etti. İşçilerin refahında hiçbir iyileşme olmadı. Öyle ki AKP, muhalefet partilerinin asgari ücreti yükselteceklerini vaat etmelerini patronlara şikâyet etti. Ama tüm bunlara rağmen, bu sürecin sorumlusu olan AKP işçilerden oy almaya devam ediyor. Neden?

Elbette bunun çok sayıda nedeni var. Bunların en başında işçilerin sınıf bilincinden yoksun ve örgütsüz olması geliyor. İşçiler örgütsüz oldukları için düzen partileri tarafından dindar/laik, Alevi/Sünni, Kürt/Türk olarak bölünebiliyor. Özellikle AKP ve Erdoğan toplumu kutuplaştırarak karşı karşıya getiriyor. Toplum bir kere kutuplaşınca, gerçekler bir tarafa atılıyor ve yaratılan önyargılardan dolayı milyonlarca insan takım tutar gibi parti tutuyor. AKP, dini kendi çıkarları için istismar etmekten bir an olsun bile geri durmuyor. Milyonlarca insanın inancını bozuk para harcar gibi kullanmaktan çekinmiyor. Birlik olamayan örgütsüz işçi ise kolayca bu tuzaklara düşüyor. Oysa kendine dindar diyen AKP ve onun etrafındaki parababalarıyla, dindar işçilerin hiçbir ortak çıkarı yoktur. İslamcısıyla laikiyle tüm egemenler, işçilerin sırtına basarak yükseliyorlar.

Şimdi AKP, “ben olmazsam kriz olur” tehditleri savuruyor ve emekçileri kendine mahkûm etmek istiyor. Gerçek şu ki ne AKP ne de diğer düzen partileri işçiler için alternatif olamazlar. Başta AKP, CHP ve MHP olmak üzere hiçbir düzen partisi işçilerin ezilmesine ve sömürülmesine karşı değil. Bir avuç sermaye sahibinin on milyonlarca işçinin ürettiğine el koyduğu kapitalist bir düzende yaşıyoruz. Bu partilerin hepsi kapitalist sistemi savunuyorlar. Bu nedenle işçiler kendi çıkarları için birleşmek zorundalar.

Bugün işçilerin başındaki en büyük belâ örgütsüzlüktür. İşte bundan dolayı aynı sınıfın evlatları olan işçiler bölünüyor ve düzen partilerinin arkasına takılıyorlar. İşçilerin örgütsüz kalmasında 12 Eylül 1980 askeri darbesinin çok büyük bir rolü var. Darbeyi yapanların gerçek amacı, örgütlü olan ve hakkını arayan işçi sınıfını susturmaktı. Evet, bunu başardılar ve patronlar için dikensiz gül bahçesi yarattılar. Meselâ şimdi metal işçilerinin kurtulmaya çalıştığı Türk Metal çetesini işçilerin başına musallat eden de 12 Eylül rejimiydi. Ama işte bu devran da sona eriyor. 12 Eylül sonrasının işçi kuşağı silkinip ayağa kalkıyor. Bursa’da metal işçilerinin başlattığı mücadelenin hızla diğer kentlere yayılmasının ve diğer sektörlerdeki işçileri de etkilemesinin anlamı budur.

Metal işçilerinin başlattığı mücadele, işçilerin birlikte mücadele ederlerse ne denli güçlü olduklarını bir kez daha gözler önüne serdi. Önyargıları kıran ve işçileri kardeşleştiren bu mücadele, aynı zamanda çok büyük bir moral yükselişi anlamına geliyor. Birlik olamadığı için kendini güçsüz ve çaresiz hisseden işçilerin “bu işyerinden bir şey olmaz” sözü anlamını yitiriyor işte. Metal işçilerinin mücadelesi, sınıf ayrımlarını da netleştiriyor. Bir tarafta hakları için mücadele eden işçiler, öte tarafta ise patronlar, sermaye medyası, polis, Türk Metal çetesi ve hükümet var. Yani egemenler ile işçiler karşı karşıya. İşçilerden ağır bir tokat yiyen egemenler, işçilerin mücadele iradesini kırmak ve moralini bozmak istiyorlar. Bunun için işçilerin grevine “yasa dışı” diyerek suç kapsamına sokmak istiyorlar. Ama metal işçileri şu gerçeği net bir şekilde ortaya koydular: Yasalar mücadeleyi sınırlıyorsa o yasalar değişmelidir. İşçilerin mücadelesi yasaları bekleyemez, yasalarla sınırlanamaz.

Uzun yıllar sonra çok büyük bir işçi uyanışı yaşanıyor. Bu uyanışı örgütlü bir biçime kavuşturmalıyız. İşçiler olarak kendi sınıf çıkarlarımız temelinde bir araya gelmeli ve sömürüye karşı mücadele etmeliyiz. Kurtuluş, bu düzende o ya da bu partiyi desteklemekte değil. Kurtuluş, işçilerin mücadelesiyle kurulacak olan sömürüsüz bir düzendedir ve bu düzenin yolunu bugünden başlayarak mücadeleye atılan işçiler açacaktır.


pdf
16 Haziran 2015






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this