Navigation

Buradasınız

Asıl Savaş İşçi Sınıfına Karşı Yürütülüyor!

1 Mayıs Ruhuyla Mücadelemizi ve Dayanışmamızı Güçlendirelim!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 145 Başyazı
Sıra dışı bir zamanın içinden geçiyoruz. Devlet başkanları, kapitalist sistemin uluslararası kurumlarının yöneticileri, doktorlar, valiler, belediye başkanları ve elbette medya durmaksızın tekrarlıyor: “İnsanlık tarihinin en büyük felaketiyle karşı karşıya! Bu savaşta birlikteyiz, savaşı hep birlikte kazanacağız.” Sermaye sınıfının bir kurumu olan IMF de savaştan bahsettikten sonra, açıklamasının devamında dramatik ama bir o kadar da duygu yüklü bir ton tutturuyor: “İnsanlar ölüyor. Sağlık profesyonelleri cephede... Bir de gizli askerler var: Evlerine hapsolmuş şekilde üretime tam destek veremeden virüse karşı mücadele verenler.” İnsanın “ne büyük bir felaket yarabbi” diyerek ağlayası geliyor!

Sıra dışı bir zamanın içinden geçiyoruz. Devlet başkanları, kapitalist sistemin uluslararası kurumlarının yöneticileri, doktorlar, valiler, belediye başkanları ve elbette medya durmaksızın tekrarlıyor: “İnsanlık tarihinin en büyük felaketiyle karşı karşıya! Bu savaşta birlikteyiz, savaşı hep birlikte kazanacağız.” Sermaye sınıfının bir kurumu olan IMF de savaştan bahsettikten sonra, açıklamasının devamında dramatik ama bir o kadar da duygu yüklü bir ton tutturuyor: “İnsanlar ölüyor. Sağlık profesyonelleri cephede... Bir de gizli askerler var: Evlerine hapsolmuş şekilde üretime tam destek veremeden virüse karşı mücadele verenler.” İnsanın “ne büyük bir felaket yarabbi” diyerek ağlayası geliyor!

Son derece bilinçli ve kasıtlı olarak yaratılan bu dehşetengiz manzara, insanların düşünce süreçlerini dondurup onları denilenleri yapmaya hazır hale getiriyor. Koronavirüs üzerinden öylesine büyük toz bulutları kaldırılıyor ki, göz gözü görmüyor. Peki, o toz bulutlarının arkasında neler oluyor? Bu soruyu akılda tutalım ve bir soru daha soralım: Bugünkü dünya adeta Truman Show filminin sahnesine benzemiyor mu? Bu filmde, kasabanın tamamı stüdyo, insanları ise oyuncudur. Gerçekliğin farkında olmayan tek kişi, doğar doğmaz bu kurgulanmış kasabada sergilenen oyunun bir parçası haline getirilen Truman’dır. Yani Truman’ın gerçek zannettiği dünya, her şeyiyle kurgudur. Yönetmenler, kurguladıkları ilişkiler temelinde istedikleri gibi onu korkutmakta, evleneceği oyuncuyu belirlemekte, duygusal sahneler yaratıp canlı yayında dünyaya izletmektedirler. Bugün sermaye sınıfını ve onun parçası olan devlet yöneticilerini bir tarafa koyarsak, insanların büyük çoğunluğunun durumu Truman gibidir.

Böyle dönemlerde daha fazla soru sormak, olup biteni sorgulamak hayatidir. En önemlisi, egemenlerin açıklamalarına inanmamak, onların sömürü düzeninin temsilcileri olduğunu bilmek, olayları işçi sınıfının bakış açısından ele almak altın kural olmalıdır. Hep aynı düşünceyi tekrar ediyormuşuz gibi gelebilir ama özellikle böyle dönemlerde zaten yapılması gereken de budur. Dikkat edilirse, kapitalist sömürü düzeninin sözcüleri ağızlarını savaşla açıp savaşla kapatıyorlar. Evet, bu savaş işçi sınıfına karşı açılmış bir savaştır. Elbette bir savaş varsa, onun cepheleri de vardır. Sermaye sınıfı kendi cephesinden dünya emekçilerini yoğun şekilde propaganda bombardımanına tutuyor. Aynı şeyleri tekrarlamamak adına ana düşüncenin altını yeniden ve yeniden çizmemek, egemenlerin yalanlarını teşhir etmemek, kendi cephemizden çıkmak ve düşman cephesinin etkisine girmek anlamına gelir.

Uluslararası alanda birçok bilim insanı Covid-19 hastalığının Eylülde başladığına işaret ediyor. Yani bu virüs, üretimin küreselleştiği, insan ve mal dolaşımının alabildiğine hızlandığı günümüz dünyasında zaten aylardır yayılıyordu. Aralık ayının sonunda Çin’de ilk vakalar resmen kabul edildiğinde, Dünya Sağlık Örgütü bu ülkeye seyahatleri durdurmaya gerek olmadığını açıkladı. ABD dâhil Batılı ülkeler, durumdan istifade ederek Çin’i beceriksiz olmakla suçlayıp bir gözden düşürme savaşı başlattılar. Hiçbir ülke aylarca bu virüsü ve yol açtığı hastalığı umursamadı. Peki, ne oldu da kapitalist dünyanın efendileri, ilk önce umursamadıkları salgını bu denli abartmaya başladılar? Bir soru daha soralım: Eğer dünya ekonomisinde her şey yolunda gitseydi, egemenler yine de bu salgını insanlığın en büyük felaketi ilan edecekler miydi? Yakın tarih, egemenlerin daha öldürücü salgınları bile umursamadığını gözler önüne seriyor. O halde değişen ne?

Kimse bizi, işçileri iliklerine kadar sömüren, milyarları aç bırakan, milyonlarca çocuğun basit hastalıklardan ölmesini umursamayan egemenlerin imana geldiğine ikna edemez. Ne zaman ki dünya ekonomisinin bağrında biriken sorunlar patlamıştır, işte o zaman egemenler bir anda koronavirüse sarılmış, onu kapitalist sistemin derin krizinin üzerini örtmek için bir şala dönüştürmüşlerdir. Ayrıca kriz durup dururken, kimsenin beklemediği bir anda ortaya çıkmış da değil. Zaten yıllardır sistemin bağrındaki sorunlar birikip duruyordu: Tık nefes bir seyir izleyen dünya ekonomisinin durumu ağırlaşıyor, uluslararası ticaret düşüyor, kârlı yatırım alanı bulamayan kapitalistler borsadaki oyunlara yöneliyor ve borsada oluşan balon şiştikçe şişiyordu. Bu yüzden, özellikle 2018’in sonundan itibaren sermaye sınıfının uluslararası temsilcileri küresel ekonomik fırtınadan söz ediyorlardı. Daha 18 Ocak 2020’de yani henüz koronavirüsün umursanmadığı günlerde IMF başkanı, aynı 1929’daki gibi büyük bir kriz beklediklerini açıklamıştı. Anlaşılacağı gibi, sonunda beklenen olmuş ve egemenler, can havliyle sarıldıkları koronavirüsü işçi sınıfına karşı savaşın kılıfına çevirmişlerdir.

Sermaye sınıfının sözcüleri, sabah akşam dünya ekonomisinin 1929’dan daha ağır bir krize girdiğini tekrar ediyor, umutsuzca dünya ekonomisinin çöktüğünü söylüyorlar. 1929 krizi on milyonlarca işçiyi işsiz ve aç bırakırken, aynı zamanda Amerika ve Avrupa’da işçi sınıfının kapitalizme karşı protesto dalgasının da önünü açmıştı. ABD’de yıllarca süren bir grev fırtınası esmiş, işçi sınıfı haklar elde etmiş ve sermaye sınıfının yüreğine korku salmıştı. Avrupa’da toplumsal huzursuzluk ve hoşnutsuzluk had safhaya varmış, emekçi kitleler kapitalizmi daha fazla sorgulamaya başlamışlardı. Nitekim bu yüzden emperyalist güçler, hem yarım kalan kozlarını paylaşmak hem de sömürü düzenini bir işçi devriminden korumak için yeni bir savaş başlattılar.

Bu durum, kapitalist efendilerin neden koronavirüsü kullanarak dünya ekonomisini adeta dondurduğunu, tedaviye yanıt vermeyen hasta gibi uyuttuğunu da açıklıyor. ILO 195 milyon insanın işsiz kalacağını, 500 milyon insanın daha açlıkla yüz yüze geleceğini açıklamıştır. Yalnızca ABD’de dört hafta içinde 26 milyon işçi işten atılarak sefalete itilmiştir. Burada yine basit bir soru soralım: Eğer insanlar korkutulup evlerine kapatılmasaydı, dünya işçi sınıfı bu durumu kabul eder miydi? Onlarca ülkede baskıya, sömürüye ve yoksulluğa karşı zaten meydanları doldurmuş işçiler, ekonomik krizin kendilerine fatura edilmesine nasıl tepki verirdi? İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs, tüm dünyada büyük gösterilere dönüşmez miydi? Koronavirüsün bu denli abartılmasının, bir felakete dönüştürülmesinin asıl nedeni işçi sınıfının mücadelesini bastırmak değil mi?

Ama kapitalist efendiler ne yaparlarsa yapsınlar, işçi sınıfının mücadelesini durduramazlar. Sömürü düzeni tam anlamıyla çürümüş ve kokuşmuştur. İnsanlığa gün ortasında karanlığı yaşatan bu düzen yıkılmadan felâketlerin sonu gelmez! Ama unutmayalım ki, insanlığın başına bela olan kapitalizmi ancak işçi sınıfı yıkabilir. Çünkü tüm üretimi yapan ama sefalete itilen işçi sınıfının bu düzenden bir çıkarı yoktur. Dünya işçi sınıfı kendisine karşı açılan savaşı asla yanıtsız bırakmayacaktır. Büyük fırtınaların eseceği bir dönem açılıyor. Umutsuzluğa kapılmadan, 1 Mayıs ruhuyla örgütlülüğümüzü ve dayanışmamızı güçlendirelim!

25 Nisan 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...
  • Somalı madenciler 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen ve 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan büyük maden faciasının ardından maden ocaklarının kapanmasıyla işsizliğe mahkûm edilmiş, tazminat ve alacakları da ödenmemişti. Bağımsız Maden-İş ve işçilerin...
  • Nisan 2020 itibariyle siyasi iktidar pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağı getirdiğini “müjdelemişti”. Oysa gerçekler söylenenlerin tam tersiydi. İşten atma yerine ücretsiz izin uygulaması hayata geçirildi. Böylece patronların inisiyatifine...
  • Kayı İnşaat Cezayir’deki askeri hastane ve tesislerin inşaat şantiyelerinde çalıştırdığı işçilerin 1 yıllık ücretlerini ödemedi. İnşaat-Sen’de örgütlenen işçiler, 2019’un Aralık ayında ücretlerinin ödenmesi talebiyle Cezayir’de grev yaptılar, dava...
  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...

UİD-DER Aylık Bülteni